Vurun Devlete
Yazı başlığı ‘Vurun Kahpeye’ adlı romanı çağrıştırır türünden oldu.
Sabah haberlerinde bir ara gözüme ilişen bir haber gün boyu beni rahatsız etti. Haberin içeriğini tam izlemedim ama bir kadının ağzından “Devlet özür dilesin” sözleri veriliyordu. Konu, son günlerin yoğun başlığı ‘Dersim’ değildi. Hoş haberin içeriği de çok ilgilendirmedi beni. Asıl olan Devlet, özür dilemek, her koldan devletin altına dinamit koymaya çalışmaktı. Her önüne gelen ‘devlet özür dilesin, devlet suçlu, devlet hesap versin’ der oldu. Aynen ‘vurun kahpeye’ der gibi.
Bir süredir bir Dersim tartışmasıdır gidiyor ortalıkta. Muhalefet, “devlet özür dilesin” diyor. Başbakan çıkıyor “devlet adına özür diliyorum” diyor. Sonra “özür yetmez, topraklar geri verilsin“ diyen sesler yükseliyor… Sonucun nereye gideceğini hesaplamadan konuşanların tartışma ortamındayız velhasıl.
Devlet özür diledi, yani Başbakan “Devlet adına özür dilerim” dedi, noldu, ne değişti? 1938 yılında yaşanan o olaylar, Dersim olayları yaşanmamış oldu mu yani? Ya da o zamanki kayıplar geri mi geldi? Geçmişi bu kadar kurcalamanın kime ne faydası var? Geçmişle yüzleşmek başlıkları atılıyor da, geçmişle yüzleşmek mümkün mü?
Türkiye geçmişle yüzleşmekle yaşayacaksa eğer, geleceği bir kenara bırakması lazım.
Ermeni meselesiyle yüzleşsin, özür dilesin diyenler; 12 Eylül’le yüzleşsin, özür dilesin diyenler; 6-7 Eylül olaylarıyla yüzleşsin, özür dilesin diyenler; Dersim olaylarıyla yüzleşsin, özür dilesin diyenler; çete isyanlarıyla yüzleşsin, özür dilesin diyenler… Bir süre sonra, bugünkü terör operasyonlarıyla da yüzleşsin, özür dilesin diyen sesler yükselirse şaşırmamak gerekir.
Toplumda, kamuoyunda öylesine bir devlet suçlama mantığı, öylesine bir devleti yerme alışkanlığı oluştu ki, bunu önlemek nasıl olur, bilinmez.
Devletin bu kadar saldırı, bu kadar aşağılama, bu kadar hedef alınması karşısında, istemeden de olsa aşırı devlet sempatizanı bir kesim de oluştu. Yani gittikçe keskinleşen karşı uçlar. Bundan kime ne fayda var ya da bu ülkenin harcını pekiştirir mi bu gidişat?
Tarihin değişik dilimlerinde, Devleti ayakta tutmak, vatandaşı korumak, kollamak adına, toplum huzurunu bozan güçlere karşı, zamanın yönetimleri tarafından yapılan askeri müdahaleler ya da gerekli gördüğü uygulamalar, gel zaman git zaman, katliam olarak, soykırım olarak adlandırılır oldu.
Soykırım denince Serebrenitza’yı düşünmek lazım. Çok yakın tarihte, toplama kamplarına aldığı binlerce Müslüman erkeğini bir gecede kurşuna dizen Sırp canavarını yani. Yine Kıbrıs’taki vahşetleri, Hitler’i, Fransa’nın Afrika’da yaptıklarını, Balkanlardaki Türk mezalimlerini düşünmek lazım.
Devlet, Dersim’de ne yapmıştır, bilen bilmeyen herkes devlet suçludur diyor. Bu konuda yorum yapabilmek için o zamanı yaşamış olmak gerekir. Ya da derin bir bilgiye sahip olmak, tarihçi olmak. Devletin yanlışları olabilir, olmaz diye bir iddia doğru değildir. Ancak her şeyde devleti bu kadar hedef almak, hedef göstermek bu ülkeyi doğru yere götürmez.
Dersim’de yaşananları tarafsızca anlatan kaynakların çoğalması, vatandaşın bu konuda bilinçlendirilmesi gerekir. O zamanın şartlarında yapılması gerekenler yapılmıştır belki de. Bunda hata ararsanız hata bulursunuz, devlet haklıdır derseniz devlet haklı olur. Her konunun içine bakmak lazımdır önce. Devlete karşı, bastırılması oldukça güç bir isyan vardır orada. Devlet içinde devletçik vardır. Yakıp yıkan, zulmeden, kıyan, öldüren bir otorite doğmuştur. Devlet orada kontrolü ele almasaydı, o olaylara seyirci kaldı diye bugün yine suçlanacaktı. Sonuç olarak hep ‘devlet suçludur’ diyen bir ortam yaratıldı.
Ortadoğu’da bugün devletlerin varlığıyla oynayan bir batı şeytanlığı varken devletimize sahip çıkmanın bilincinde olmak zorundayız.
02.12.2011
|