ÜŞÜYORUM ÖYLEYSE VARIM
“Ha! az daha unutuyordum. Hani o bir işe girebilmek için rüşvet parası biriktiremeyen komşumuz on bir çocuk babası hamal Hamo vardı ya. Hani karısı giden yıl hastane kapıları önünde, boş bir yatak beklerken, bayramın ilk gününde ölmüştü. İşte onu kaybettik. Bir de önceki gün komşulardan biri ölüsünü gömdürdüğü tabutu gece camiden aşırıp yaktı. Tabutluğun bir yerine bir de şöyle bir mektup bıraktı. “Açlığa ne ise ya soğuğa dayanamadık. Bir tabut götürüp yakacağım. Allah afetsin”” (Aşık İhsani /1. Mektup)
Yazının başlığı neden; Düşünüyorum Öyleyse Varım yerine, Üşüyorum Öyleyse Varım. Düşünüyorum Öyleyse Varım diyen René Descartes’ten herkes haberdardır herhalde. Bu sözü meşhurdur. Bence artık düşünmekte marifet değil. Herkes Van’ı, Van depremini, depremzedeleri düşünüyor. Ama sıcacık makam odalarından düşünmek yetmiyor. Bir gün dışarıda sabahlatacaksın makam ve mevkii sahiplerini bangır bangır bağıracaklar…! “Üşüyorum Öyleyse Varım” diye.
İnsanımız bir yandan depremin kaybettirdiği can ve mal travması, bir yandan karın altında soğuk ile mücadele etmekte. Ve her şey yolunda gibi, rahat bir hükümet ve muhalefet.
İmdi…! Ben Van’lıyım, üşüyorum, varım beni duyun.
ÜŞÜYORUM
Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum...
Muhsin YAZICIOĞLU
|