İSLAM VE FELSEFE (1)
Felsefe, İslam statüsüne Ebu Hanife yle (699-767) girdi. Türk soyundan gelen bu İslam imamı, logos u (akıl) da, sophos u (bilgi) da gereği gibi kullanıyordu. İslamlık, birinci yüzyılını henüz bitirmişti.
Ebu Hanife, akla uygun olmayan hiçbir kuralın [sayfa 148] uygulanamayacağını söylüyordu. Tutulacak yolu nakil değil, akıl gösterecekti. Şu din büyüğü böyle dedi; bu din büyüğü böyle yaptı diye akla uygun olmayan kurallara boyun eğmek gerekmezdi.
Akla uygunluğu da, tartışmalar sonucunda, çoğunluğun oyu belirtecekti.
Akılcılık yolu, Cebriye yi, Kaderiye yi, Mûtezile yi doğurdu.
Soru şuydu: Yaptıklarımı ben mi yapıyorum, Tanrı mı yaptırıyor?..
Cebriye ye göre, yaptıklarımızı biz yapıyorduk,
Kaderiye ye göre Tanrı yaptırıyordu.
Cebriyeciler soruyorlardı: Öyleyse neden biz sorumlu olalım?..
Mûtezile de Cebriye yle birleşerek şöyle diyordu: İman kitaptaysa akıl da insandadır. Kader diye bir şey yoktur. Tanrı benim işime karışmaz, ne ceza verir ne armağan. Kitap da Tanrı sözü değil, kul sözüdür.
VIII. yüzyılda Vasıl bin Ata ( ? -748) ve onu izleyenlerin meydana getirdiği Mûtezile (Fr. Motazalites) akımı, İslam felsefesinde usçuluğu ve usaaykırı bulunan dinsel inançlara karşı çıkmayı gerçekleştirmiştir. Ünlü gizemci Hasan Basri nin öğrencisi olan Vasıl bin Ata, büyük suçlu (Ar. Mürtekibi kebir) konusunda öğretmeniyle anlaşamayarak ondan ayrılmış ve bundan ötürü onun ve izleyicilerinin öğretisine Arapça ayrılma anlamındaki itizal sözcüğünden türetilen ehli sünnetten ayrılanlar anlamında mûtezile denmiştir.
Bu davranış, İslam dünyasında, dogmatik çelişkilere karşı insan usunun ilk şahlanışıdır. Vasıl bin Ata nın başkaldırdığı sorun şuydu: Mademki ceza ölümden sonra verilecek, demek ki cezayı ruh çekecektir. Mademki ruh ölümsüzdür, öyleyse nasıl yanıp kül olacak? Mûtezileciliğin temel fesefesi bu çok haklı sorudan türemiştir. Cahiz ( ? - 868), Muammer ibni Abbad, Ebül Hüseyin Basri, El Nusaybini, Hişam vb. gibi düşünürler yetiştiren mûtezile akımı Basra mûtezilesi (Ar. Mûtezilei Basriyye, Fr. Ecole dissideute de Bassora) adıyla anılır. Başlıca sorunları kader, ceza, tanrının nitelikleri konularıdır. Mûtezileciler kaderi yadsırlar, onlara göre kul kendi eylemlerinin yaratıcısıdır. Böyle olmasaydı, tanrıca belirlenen eylemlerinden sorumlu olamazdı. Eğer kader varsa ve insana bütün eylemlerini tanrı yaptırıyorsa neden kendi yaptırdığını gene kendisi cezalandırıyor? Mûtezileciler bir bakıma, aklın almadığını aklın aldığına indirgeyerek İslam dinini güçlendirmeye alışmışlardır. Bu açıdan İslam felsefesinde akılcılar anlamında Arapça Akliyyûn adıyla da anılırlar. Cennet, cehennem, vahiy vb. gibi Ku ran da bulunan bütün usdışı tasarımları da yadsımışlardır. Özellikle Cahiz, bilginin ilk koşulu şüphedir, diyecek kadar ileri gitmiş ve bilimselleşmiştir.
|