İSLAM VE FELSEFE (2)
İslam felsefesinin ilk Kelamcılar ı da mûtezilecilerdir. İslam felsefesinde insan usunun yadırgamayacağı bütün tezler mûtezilecilerce ileri sürülmüştür. Bu açıdan da mûtezileciler, İslam felsefesinde özgür felsefeyi gerçekleştiren ilk ve tek felsefe akımıdır. Mûtezileciler, tanrının niteliklerini de yadsırlar ve tanrının zat (öz) ını sıfat (nitelik) ından ayırırlar. Onlara göre tanrıya insansal nitelikler yakıştırmak; onu öc alıcı, cezalandırıcı, armağan verici saymak tanrılık düşünceye aykırıdır. Kuran da tanrı kelam (söz)ı değil kul kelamıdır ve mahluk (sonradan meydana getirilmiş) tur. Mucize (tansık) diye bir şey yoktur, evrende usdışı hiçbir olgu gerçekleşemez. Sünnilerce sapkınlık sayılan Mûtezile düşünceleri beş ilkede toplanabilir: 1. İnsan, eylemini kendisi yaratır. Özgürdür ve kadere bağlı değildir. Böyle olmasaydı kendi eyleminden sorumlu olmaması gerekirdi. Tanrıca cezalandırılması da onun kendi eylemini kendisinin yarattığına en büyük kanıttır. Yoksa tanrılık ceza, tanrılık tüzeye (adalete) aykırı olurdu. Bu düşünceden ötürü Mûtezile ye Ashap al-Adl (Adaletçiler) da denir. Oysa kaza ve kader e inanmak İslamlığın baş koşullarından biridir. Mûtezileciler bu düşünceleriyle açıkça Ku ran a karşı çıkmaktadırlar. Kader inancını yadsımaları nedeniyle onlara Kaderiyye de denmiştir. 2. Tanrının kendisinden ayrı nitelikleri yoktur. Nitelik (sıfat) öz (zat) den ayrı ve bağımsızdır, bundan ötürüdür ki, tanrının özünde ya da özüne eklenen nitelikler kabul etmek birçok tanrıların varlığını kabul etmek demektir. Tanrı niteliklerini yadsıdıklarından ve tanrıyı böylesine bir birlikte tasarladıklarından ötürü Mûtezile ye Ehl-i Tevhid (Birlikçiler) de denir. Mûtezileciler bu düşünceleriyle de açıkça Ku ran a karşı çıkmaktadırlar, çünkü bizzat tanrı sözlerine göre nitelik ve öz birbirinin aynıdır ve tanrının nitelikleri vardır. Birbirine pek benzeyen her iki düşünce arasındaki ayrılık şuradadır: Sünnet ehline göre tanrı bilgindir ve bilgisi vardır. Mûtezile ye göre tanrı bilgindir ama, bilgisi olduğundan ötürü değil. Bunun gibi, tanrı her şeyi görür ama, görme niteliği olduğundan değil. Tanrı demek, her şey demektir. Ona ayrıca nitelikler yüklemek gerekmez. Görüldüğü gibi her iki, düşünce de birlik (tevhid) çidir. Mûtezileciler bu savlarıyla İslamın tevhid anlayışına karşı çıkmaktadırlar, tevhid in kendi anlayışlarında olduğu gibi anlaşılmasını ileri sürmektedirler. Ehli sünnet de tevhidcidir, çünkü tanrının özüyle nitelikleri birbirinden ayrılamaz der, bütün nitelikler tanrının zatında birliğe ulaşır. Ne var ki sünniler niteliklerin varlığını kabul eder, Mûtezile yadsır. 3. Mûtezile nin üçüncü ana ilkesi ayrılık (İtizal) a neden olan büyük günah sorunu üstündedir. Eşdeyişle Mûtezileciler bu sorun üstündeki ayrılıklarından ötürü Mûtezile adını almışlardır. Mûtezile ye göre inanlı (Mü min) yla inansız (Kafir) arasında bir rütbe daha vardır ki o da kabahatli (Fasık) dir. Büyük günah işleyenler ne kafir, ne de mümindirler, ancak fasıktırlar. Ölmeden önce tövbe ederlerse mü min olurlar, etmezlerse kafir olurlar. Mûtezileciler, sünni anlayışına aykırı olan bu duruma orta derece (Ar. Menzile beyn al-menzileteyn) derler.
İSLAM VE FELSEFE (3)
4. Mûtezile nin tia d val-vaid adını verdiği dördüncü ilke, birinci ve üçüncü ilkeleriyle ilgilidir. Bu ilkeye göre kötülerin cezalandırılması ve iyilerin armağanlandırılması tanrı için zorunlu (vacip) dur. Bağışlama (şefaat) ancak tanrının haklarıyla ilgili (Hak-ullaha müteallik) tapım alanında olabilir. Yoksa kulların kendi yarattıkları eylemlerinden ötürü tanrıca bağışlanmaları tanrının adaletine aykırı olur. Tanrının yasakladığı bir eylemi yapanın gene tanrıca bağışlanabileceğine inanmak usa aykırıdır. 5. Mûtezilecilerin beşinci ilkesi, iyi şeylerin yapılması ve kötü şeylerin yapılmaması (Ar. Emr bi 1-maruf va n-nehy ani 1 münker) zorunluluğunu ileri sürer. Bir bakıma ehli sünnet de bu düşüncededir ama, iyinin ve kötünün Ku ran da açıklanmış olmasını, eşdeyişle Ku ran da yasaklanan ve izin verilen şeylerle sınırlı olmasını şart koşar. Mûtezileyse bu konuda usun ölçütlüğünü kabul eder, eşdeyişle Mûtezile ye göre, iyiyi ve kötüyü us ayırır. Bu beş ilkenin dışında Mûtezileciler İslamlığın temel ilkelerine iki aykırı görüş daha ileri sürmüşlerdir: Tanrının öte dünyada gözle görülemeyeceği ve tanrının söz (kelam), buyruk (emir) ve yasaklarının (nehiy) yaratılmış (mahluk) olduğu. Mûtezilecilik çeşitli Abbasi halifeleri ve özellikle halife Ma mun tarafından korunmuştur. Us a dayanan Mûtezileciliğin karşısına bir zaman sonra inan a dayanan gerici Eş arilik dikilmişse de usçuluk (akılcılık) akımının gizemcilikte gizlenerek sürüp gitmesine engel olunamamıştır.
KAYNAK: DÜŞÜNCE TARİHİ / ORHAN HANÇERLİOĞLU
|