Tarihten Ders Çıkartmak

Tarihten Ders Çıkartmak

Tarihten Ders Çıkartmak

Rüştü Aydın

Son Güncelleme: 22 Mart 2013, Cuma

Haberi Paylaşın:



Tarihten Ders Çıkartmak

 

 

VATANDAŞ DEDİĞİMİZ RUMLARA BİR BAKIN! (Yıl 1888)

 

“Canım bu ne güzel, bu ne müthiş, bu ne müessir bir ilim ve öğretimdir ki, bırakınız batının müstakil milletlerini, içimizde yaşayan vatandaş dediğimiz Rumlara bakın. İşte bu Rumlar, yok olup tarihe karışmış eski Yunanla, bozuk bir dilden başka hal, ahlak, ırk ve nesep olarak hiçbir ilintileri olmadığı halde, okutulan tarih kitaplarının tesiri ile öylesine azgınlaşmış ve kudurmuşlardır ki: Meyhanede sakilik yapan, garson Diyakos’ları bile kendisini Aristo ve Eflatun’un halka-itedrisinde ilmü kemale erip, hünerler kazanmış bir allame-i cihan; günlük geçimini tedarikten aciz zavallı bir Rum palikaryası ise kendisini Makedonyalı İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir dersin!”

 

**************************************

 

 

“93 Moskof Harbi ve Başımıza Gelenler”adlı kitap, bundan 125 yıl önce yazıldı. Kitabın yazarı Mehmet Arif Bey. Bugüne sadeleştiren ise Nihad Yazar. (5. Baskı 1996-Hamle Basın Yayın/İstanbul)

Osmanlının yıkılış dönemlerinde yaşam süren Yazar Mehmet Arif Bey, Türk insanının başına gelenlerin bir daha yaşanmaması duasında bulunduğu kitabında Rumlara nasıl başkaldırıldığını anlatmış. Kurulan Yunanistan devletinin ve diğer balkan ülkelerinin Osmanlı’dan koparılışının nedenlerini tarihe bağlayan sözleri ile adeta bugüne ışık tutuyor. Dünün Rum’u neyse bugünün bölücü Kürtleri de aynen Rumlara uygulanan taktik  ile yol alıyor. Ve hiçbir zaman insanoğlu tarihten ders almıyor… Bu kez de almadı… Bu gidişle de alınmayacak gibi… Soruyorum tarihten neden ders alınmaz diye ve cevaplıyorum: Bölücülüğe hizmet etmek için.

Kitabın önsözünden birkaç sayfayı sizlerle paylaşmayı uygun gördüm. Tarihin önemine değinen Yazar, Türk Milletinin daima uyanık bulunmasını öğütleyerek adeta balkanları bugüne örnek gösteriyor. “Ta ki şu 1877 Moskof Harbi ile ikinci bir Endülüs katliamına uğramış olan Balkanlardaki kardeşlerimizin başlarına gelen felaket ve tecavüzlerin, bir üçüncüsüne uğramamak için daima uyanık bulunsunlar ve asla unutmasınlar! (4) ve eğer fırsatını bulurlarsa bizim de intikamımızı alarak ruhlarımızı yad eyleyip güldürsün.”(AMİN)

 

21 Mart Nevruz  Türk’ün has bayramıdır. Bu bayram Ergenekon’dan çıkışın bayramıdır. Lakin 75 milyon Türk Milletinin gözü önünde; Diyarbakır’da, Türk Bayraklarının asılmadığı bir alanda, bayraksız nevruz kutladılar. Bu olmamalıydı… Yazar Mehmet Arif Bey’de 125 yıl öncesinden 3.sü olmasın diye dua ediyor... İnşallah Allah’ın izniyle bizler var oldukça, 3.sü olmayacak. Sen rahat uyu Mehmet Arif Bey. Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun.

 

 

 

TARİH BİLİNMEZSE, DEVLET GEMİSİNİN DÜMENİNİ İSTENİLEN SEMTE ÇEVİRMEK MÜMKÜN DEĞİLMİŞ. (12 Eylül 1888-Mehmet Arif Bey)

 

 

“…Akıl bu ya, önceleri tarih ilmine hiç önem vermez, (Adam sendee…Bilinmezse ne olur? Gereksiz, faydasız, yalnızca lafazanlık edip akıllılık taslamaktır.) der ve adeta bilinmesiyle bilinmemesini bir ve eşit tutardım.

 

 

Böyle düşünmekte hakkım da vardı ya… Çünkü, bizde tarihe istinatla hiçbir hakkın muhafaza olunduğunu,  yahut kaybedilmiş bir hakkın yeniden alındığını veya milli bir intikam fikrinin tarih ilmi ve dersleriyle beslenmesini, yetiştiğim asır içinde görmemiştim. Oysa geçirdiğim tecrübelerle aklım başıma geldi ve anladım ki gerçek hiç de benim zannettiğim gibi değilmiş. Tarih o kadar önemli, o kadar itina olunmağa değer bir ilimmiş ki, tarih bilinmezse meğer devlet gemisinin dümenini istenilen semte çevirmek mümkün değilmiş, tarihten habersiz olmak, siyasi alanda devletçe telafisi imkânsız büyük-büyük hata ve noksanlıklara sebep olurmuş.

TARİH GEÇMİŞİ TANIYIP, DERSLER ALACAĞI HAKİKAT AYNASIDIR

Tarih, bir milletin bakıp bakıp da, varsa ayıplarını, noksanlarını görüp gözetip düzelteceği; yoksa, cemal ve kemaline şükrederek çeşitli milletlerin kaynaştığı şu dünya pazarında kuvvetli ve dinç bir şekilde arzı endam edebilmesi için, gelecek nesillerin geçmişlerini olduğu gibi tanıyıp dersler alacağı, bir hakikatler aynası imiş.

Başkalarını ve geçmiş devirleri bırakalım da, şu yakın zamanları ele alalım. Daha dört gün önce, Osmanlı Devletinin emir ve fermanına mahkûm olan ehemmiyetsiz Mora eyaletini, Yunanistan yapan tarihtir. Sebebini her tarih anlattığı için herkes bilir. Burada uzun uzadıya anlatmaya gerek yok.

Romanyalıları, Sırpları, Karadağlıları, Bulgarları birer müstakil devlet halinde, Balkan devletleri namı ile ihya edip, karşımıza diken yine tarihtir.

Ermenilerin dilinin altında bir şeyler bulunduran, yani dünyanın gözleri önüne kuvvetli siyasi bir varlık olarak çıkıp, görünüvermek hevesini, onlarda da zamanın modasına uyarak milliyet aşkı, ırkçılık sevgisi şeklinde doğurtan şey, yine tarihtir.

Tarih olmasaydı, 1877 yılında Rumelimiz ateşlere yanmaz, kanlara bulanmazdı.

 

DEVLET ADAMLARININ ÇOĞU TARİH BİLGİLERİNDEN NOKSAN

VE İBRET ALMIYORLAR

Hasılı bizim kolumuzu kanadımızı kırıp nefesimizi kesen, belimizi büken şey, devlet adamlarımızın çoğunun tarih bilgilerinin noksan oluşu ve ibret almayışlarıdır. Buna karşılık, düşmanlarımızın her gün artar bir güçle şan ve şöhretlerinin yükselmesinin sebebi ise, her ferdinin kendi milli tarihini, bütün incelikleriyle ve hakkiyle bilmesi, bağlanması ve inanmasıdır…

VATANDAŞ DEDİĞİMİZ RUMLARA BİR BAKIN! (Yıl 1888)

Canım bu ne güzel, bu ne müthiş, bu ne müessir bir ilim ve öğretimdir ki, bırakınız batının müstakil milletlerini, içimizde yaşayan vatandaş dediğimiz Rumlara bakın. İşte bu Rumlar, yok olup tarihe karışmış eski Yunanla, bozuk bir dilden başka hal, ahlak, ırk ve nesep olarak hiçbir ilintileri olmadığı halde, okutulan tarih kitaplarının tesiri ile öylesine azgınlaşmış ve kudurmuşlardır ki: Meyhanede sakilik yapan, garson Diyakos’ları bile kendisini Aristo ve Eflatun’un halka-itedrisinde ilmü kemale erip, hünerler kazanmış bir allame-i cihan; günlük geçimini tedarikten aciz zavallı bir Rum palikaryası ise kendisini Makedonyalı İskender’in öz torunu zanneder. Öyle bir çalımla yürür, kabadayılıklar taslar ki yollarda, canlı kanlı askeroğlu askerdir dersin!

 

 

Hatta ben, önceleri, gençliğimin en parlak ve kabiliyetli günlerinde, kendi milli tarihimizden hiçbir şey görmemiş, dünyayı Konya’yı anlamamışken, görüşüp konuştuğum bazı Ermeni hemşerilerimizin, ağzından kendilerine has bir şive ile, gerine-gerine Dikra’nın hayat tarihçesini, Mourtad padişahın tarihini, Hayk’ın hayat hikayesini, Aramoğullarının geçmiş şa’şaalı günlerini dinler de alık-alık bakardım.

 

 

HAYATIMIZ DEDİĞİMİZ BİÇARE DİLİMİZİ DE YUTARAK

BÜSBÜTÜN YOK OLACAĞIZ

Şimdi şu milletlerin, eski tarihlerini bulup buluşturarak, arayıp tarayarak, gelecekte nasıl bir merhaleye erişmek için hazırlandıklarını dikkatle, ibretle bir bakınız!.

Zannederim, bizde tevazu olsun diye, zillet; merhamet olsun diye, pısırıklık göstermek, kişinin edep ve terbiyesine delil sayıldığı için, birbirimize bakarak, iş adamı sandığımız bu zincirsiz aslanlar karşısında küçüle-küçüle, kendimize olan güveni yitire-yitire öyle bir hale gelmişiz ki, değil tarihimizi unutmak, fakat neredeyse hayatımız demek olan biçare dilimizi de yutarak büsbütün yok olup gideceğiz.

ÖYLE BİR TARİH, ÖLÜLERİ MEZARDAN ÇIKARIR DERLERSE,

İNANIN DOĞRUDUR

Bu tedavisi zor hastalığın ilacı, her ne kadar çeşitli unsurlardan mürekkep ise de, en önemlisi tarihtir. Hemen iddia edebilirim ki, adamcasına yazılmış muhakemeli bir tarih, yalnız başına insanı canlandıracak fevkalade bir kudret ve sihre sahiptir. Öyle bir tarih ölüleri mezardan çıkarır derlerse, inanın, doğrudur. Fakat en önemlisi, tarihteki bu yücelik ruhu, gerçekten akıllı, gerçekten münevver ve milliyetçi hocalar tarafından genç nesillerin beyinlerine, mermerler üzerine nakşedilir gibi yazılıp işlenmelidir.

Din alimlerine ruh terbiyecileri demek ne kadar yerindeyse, masalcılara değil ama, gerçek tarih hocalarına da destani kahramanlıkların yapıcı yaratıcılıları demek, o kadar yerinde ve doğru olur. Çünkü, nesillerin siyasi varlık ve devamı ancak, imanla, feragat ve kahramanlıkla mümkündür.

TARİH ÖĞRETMENİ İNSANI HAYALPEREREST OLMAKTAN KURTARIR,

Tarih öğretmeni deyip de geçmeyelim. Bir milletin seciye toprağına ancak vazife ve mesuliyetini müdrik bir tarih öğretmeni, hamiyet tohumunu saçar; yarının iş erleri olmak üzere yetişecek vatan çocuklarını, milletin istiklal ve saadetini temin yollarına irşad ve sevk eder, ders ve konferanslarda vereceği mantıki örnek ve delillerle onları hayalperest olmaktan kurtarır. Halkın zihnine, hak ve makul olana inanmak ölçü ve melekesini o yerleştirir. Yoksa bizde şimdiki halde okutulan tarihe, tarih dersi demek abestir. Öğreten masalcı, öğrenen hafızlayıp sınıf geçendir. Masalcıların, (Hamzaname) (3) ezbercilerinin meclislerde ziynet diye kabul edildikleri devirlerde bile, (Kıssadan maksat azim, hissedir.) atasözü, halkın ağzında, laf ola padişahım, kabilinden döner dolaşırdı.

ALMAN ORDULARININ GÖZLER KAMAŞTIRAN ZAFERİNE

 –ÖĞRETMENLERİN ZAFERİ -DENMİŞTİR

Ne uzağa gidip uzatıyoruz ki, daha dün, 1870 yılında, Almanya ile Fransa arasında çıkan büyük savaşta, Almanları galip ve muzaffer olarak Paris’i zapta kadar sevk eden ve bütün Fransa’nın ezilmesine karşılık, Alman birliğini sağlayan nedir? Bu meselenin incelik ve gizliliklerini tetkikle sebeplerini tahlil eden yazarlar, Alman ordularının gözler kamaştıran bu zaferine, (öğretmenlerin zaferi) demişlerdir. Çünkü Prusyalılar, Fransızların kuvvetli pazuları karşısında daima mağlup olmuşlardır.

Fransızların ardı arkası kesilmeyen hakaretleri karşısında öç almanın yollarını arayan sabırlı, ciddi, birlik sever, faziletli Aman öğretmenleri, Bonapart belası ortadan kalkar kalkmaz, okul ve üniversitelerde alman çocuklarının seciyesine birlik ve intikam fikirlerini öylesine aşıladılar, tarihten ve geçmişten canlı delil ve örnekler vererek bunu o kadar sağlam ve mahirane bir şekilde öylesine işlediler ki, çok geçmeden bütün Almanya yaşayan bir fazilet numunesi haline geldi. İşte bu fazilet ve kahramanlık aşkı iledir ki, tarihi düşmanları olan Fransızların kibirli burunlarını kendi toprakları üstünde sürte-sürte kırdılar. Ne büyük başarı…

 

KENDİ GÜCÜMÜZLE KENDİMİZİ YÖNETMELİYİZ

Amanın a dostlar! Zaman, aman vermiyor. Masalcılıkla iş bitmiyor. Asrın, ilerleyen ilmi ve tekniği, insanı büyüleyip dilsiz bırakan yüz bin eseri birden ortaya atıyor. Karşı koymak ve ayakta durabilmek için ne pahasına olursa olsun akıllıca ve durmadan çalışmamız gerekiyor. Yaşamak hakkı ancak bu hakka sahip olmasını bilenindir. Türkçesi, (ya bu diyardan gitmeli, ya bu deveyi gütmeli.) Akıl sahiplerinin kulağına her taraftan bağırıp bu gerçeği iletmeli. Ve bir gün kendi gücümüzle kendimize yetmeliyiz. Yoksa Nesimi’nin şu acı hitabına maruz kalırız:

EY SAĞIR! KIYAMETİN BORUSU ÇALINDI FAKAT SEN İŞİTMEDİN!

“Çalındı kıyametin nefiri, -Ay sağır işitmedin safiri” (Ey sağır! Kıyametin borusu çalındı, fakat sen işitmedin.)

Siyasi varlık ve istiklalimiz henüz elde iken, gelecek nesiller, millet ahlakına musallat olan fesadı yok edip, Allah için birliğe uğraşıp çağırmalı. Kahramanlık ruhunu, milliyet aşkının devamını, en ücra yerlerdeki köylerimizin okullarına kadar ulaştırmayı, milli bir vazife bilen fedakar ve münevver öğretmenler bulmalı; yoksa, icat etmelidirler. Bize ve bizden öncekilere ait olan tarihleri tetkik ile geçmişlerin durumunu iyice öğrenmeli ve bilmelidirler.

Ta ki şu 1877 Moskof Harbi ile ikinci bir Endülüs katliamına uğramış olan Balkanlardaki kardeşlerimizin başlarına gelen felaket ve tecavüzlerin, bir üçüncüsüne uğramamak için daima uyanık bulunsunlar ve asla unutmasınlar! (4) ve eğer fırsatını bulurlarsa bizim de intikamımızı alarak ruhlarımızı yad eyleyip güldürsünler.

Muvaffakiyet Allah’tandır.

Hicri:5 Muharrem 1306

Miladi: 12 Eylül 1888”

 

 

Mehmed Arif Bey’in bu tarihi uyarılarına kitabı sadeleştiren, Nihad Yazar dipnotunda konu hakkında açıklamada bulunuyor. İlgi çeken bu açıklama 1996 yılında yapılıyor ve Türkiye’nin 17 yıl öncesindeki ahvalini aktarıyor olmasından dolayı bu yazıyıda sizlerle paylaşıyorum. Umarım ki geleceğimize bir nebze ışık olsun…

 

KİTABI SADELEŞTİREN NİHAT YAZAR’IN AÇIKLAMALARI: (yıl:1996)

“4-Mehmet Arif Bey merhumun, Balkan katliamından sonra Anadolu’muzdan da kovulmamak ve bu şehitler yurdunu üçüncü bir Endülüs haline getirmemek ve de ta Orta-Aya’ya kadar yenilmiş ve perişan sürülmemek için yüzyıl öncesinden gelen bu uyarı ve çağrısına bizde: (Ey Müslüman Türk Evladı! Yetmez mi bunca derdü bela. Ne olur Allah aşkına artık uyan!....) şu tarihi gerçekleri ekliyoruz:

HEDEF TÜRKLERİ KÖKTEN YOK ETMEK

OLMAZSA ANADOLU’DAN ÇIKARTMAK

26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı ve Zaferinden 26 Ağustos 1922 Savaşı ve Zaferine ve o günden şu içerisinde bulunduğumuz saat, dakika ve saniyeye kadar Batı Hıristiyan Dünyasının Müslüman Türk Milletine karşı sayıları yüzleri aşsa da, tek millet, tek cephe ve tek hedef halinde uyguladığı bir tek plan vardır. O da: Viyanalara kadar dayanmış olan bu milleti kökten yok etmek: olmaz ise en azından Anadolu’dan da çıkararak ta geldiği diyarlara kadar sürüp kovalamaktır. Bu sözlerimi sakın benim dini inanç ve milli Taassup ve Heyecanıma vermeyin! İşte tarihi gerçekler. Ben bu gerçekleri onların kendi kitaplarından, kendi alim ve din adamlarının dilinden ve kaleminden sizlere nakledip ulaştıran sadece bir tercümanım.

TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASI İÇİN YÜZ PROJE

1914 yılında Paris’te bir kitap yayınlanıyor. Adı, (CENT PROJETS DE PARTAGE DE LA TURQUİE) Türkçesi, ( TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASI İÇİN YÜZ PROJE) Kitabın yazarı: Macar siyaset ve devlet adamlarından M.DJUVARA’dır. Mösyö DJUVARA bu kitabı Vatikan Papalık kütüphanesi dahil, Fransa, İtalya, İngiltere, Hollanda, Almanya, Avusturya, Macaristan ve Rusya Devlet arşiv ve kütüphanelerinde yıllar süren araştırma ve incelemelerden sonra nasıl hazırlandığını, projelerin tarih ve numaralarını da zikrederek kitabının başında anlatır.

Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörlerinden, 1907 Nobel barış ödülü sahibi Mösyö Louis RENAULT bu kitaba yazmış olduğu takdimde aynen şöyle diyor.

“Altı yüz yıldır, Hıristiyanlar çeşitli şekillerde Osmanlılılara karşı baskı uygulamaktadırlar. Bu baskılara onları Avrupa’dan hatta Anadolu’dan atmak için pek çok girişimlerde bulunduklarını ve projeler hazırladıklarını da eklemek gerekir”

Meşhur Hukuk bilgilerinden Mösyö’de Varrick’de:

“Kudüs’ün Müslümanlardan kurtarılması için dini bir harp, kaçınılmaz bir zarurettir. Böylece İsa’nın yurdu, Hıristiyan bir kumandanın bekçiliğinde büyük devletlerin korunmasına verilmelidir” diyor.

Mösyö DJUVARA’nın 1071 Malazgirt Zaferi ve Anadolu’nun fethinden başlayarak 1914 tarihine kadar, tarihi bir tertip ve süreç içerisinde sunduğu bu yüz projenin rakamla 22’sinin 14’ü PAPA olmak üzere bizzat kilise ve din adamları tarafından hazırlanıp mukaddes projeler halinde zamanın Hıristiyan krallarına, düklerine ve ileri gelen kontlarına uygulamak üzere ilahi bir emir halinde sunulmuştur.

Geriye kalan 78 proje ise, başta Krallar, siyaset ve devlet adamları olmak üzere içlerinde meşhur Alman filozofu, LEİBNİTZ’de dahil olmak üzere ilim adamları ve yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Yerimiz müsait olsaydı sizi papaların, kralların, siyaset ve devlet adamlarının teker-teker isimlerini ve de tarihlerini kaydederek vermek isterdim. Ancak ben, muhterem okuyucularım, affınıza sığınarak burada Mösyö DJUVARA’nın Avrupa Hıristiyan Devletlerinin bize olan bakış ve yaklaşımlarına da ışık tutacak şu satırlarını tescil edip, sunmakla yetineceğim. Bakınız Mösyö DJUVARA ne diyor:

BU FİKİRLER, TÜRK DEVLETİNİN TEMELLERİNİ,

DÖRT BİR TARAFINDAN SABIRLA İNATLA DURMADAN KEMİRMEKTEDİR

“İşte altı yüz yıl boyunca HRİSTİYANLARIN insanlık tarihinin en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı Devletini yıkmak için, sarf ettikleri gayretler… her ne kadar bu projelerin çoğu bütün detayları ile uygulanamadıysa da bir ülkü ve amaç olarak bütün Avrupa’da babadan oğula intikal edip gelen bir emanet halinde aynı şekilde devam edip gelmektedir. Ve nitekim bu fikirler döne dolaşa tesirini ağır ağırda olsa göstermektedir. Türk devletinin temellerini dört bir tarafından ve derinden sabırla, inatla durdurmadan kemirmektedir. Kolunu kanadını koparmaktadır.”

BİZİ EN NAZİK YERİMİZDEN DİNİ VE MİLLİ

MUKEDDESATIMIZDAN VURDULAR VE DAĞITTILAR

Muhterem okuyucularım, bugün bu kitabın neşrinden bu yana tam 76 sene geçti. O projeleri SEVR’LER, LOZAN’LAR, ve daha nice bilmediğimiz oyun ve projeler takip etti. Ancak düşmanlarımız bizi uyguladıkları savaş, plan ve projeleri ile MEYDANLARDA DEĞİL, SULH VE BARIŞ GÜNLERİNDE, İÇİMİZDE Kİ BEYİNSİZLER İLEDE EL BİRLİĞİ EDEREK OKUL VE ÜNİVERSİTELERİMİZDE İLİM ADINA SAHTECİLİK DALKAVUKLUK, TAKLİTÇİLİK ve UŞAKLIK EDEN KİMSELER İLE BİZİ EN NAZİK YERİMİZDEN: DİNİ VE MİLLİ MUKADDESATIMIZDAN VURDULAR VE DAĞITTILAR.

Evet bugünde VURUYORLAR! SOLCULUK diyor vuruyorlar! KÜRTÇÜLÜK diyor vuruyorlar! İRTİCA diyor vuruyorlar! ATATÜRKÇÜLÜK diyor vuruyorlar! LAİKLİK diyor vuruyorlar! Bugün 17 Ekim 1990, Başörtüsü diyor VURUYORLAR!. Artık uyanıp dirilmek ve derlenmek ve de YETER EFENDİLER! Demek zamanı değil midir?!

Bakınız, düşmanlarımızın sinsi çalışmaları hakkında geniş ve uzmanlık derecesinde bilgi sahibi olan Sayın Prof. Dr. Mahir KAYNAK ne diyor:

NİYETLERİ TÜRKİYE’Yİ KÜÇÜLTMEK

“Avrupa Laiklik konusundaki hassasiyeti tahrik ederek, askeri darbe ile sonuçlanacak bir anti demokratik cephe oluşturmaya çalışıyor. Niyetleri Türkiye’yi küçültmektir. PKK’nın ALMANYA ve FRANSA tarafından desteklendiğini resmi ve gayri resmi bütün çevreler biliyor. Bizi Avrupa ortak pazarına dahil etmeleri de ancak KÜÇÜLMEMİZ, şartı ile mümkün. Bu konuda korkunç baskı vardır.”

.. ve işte görüyorsunuz saygıdeğer okuyucularım, ortaçağın papaz PİYER LERMİT Avrupa’sı ve HAÇLI SEFERLERİ ne ise, bugünün İngiliz bayan THATCHER’i, Fransız MİTTERAND’ı sayın Alman dostumuz (!) KOHL’u ve de Avrupa’sı aynen odur. Değişen, kendi tarihini aşağılayarak öz benliğinden geçen, yabancılaşan, UYUYAN ve de BÜYÜKLERİ  tarafından UYUTULAN SADECE BİZİZ. // Nihad Yazar.

Nihad YAZAR /Mehmet Arif Bey-93 Moskof Harbi ve Başımıza Gelenler- 1996 5. baskı-Hamle yayınları sayfa 32-33-34-35-36-37-38)

***

Evet Sevgili Okurlarım, bu hafta sizlerle 125 yıl öncesine ve 17 yıl önceki Türkiye’sine gittik ve tarihe düşülen notları okuduk… Lütfen artık sizlerde bu nottan çıkan dersi gelecek nesile doğru olarak aktarın… Osmanlı vatandaşı olan dünün Rum’una tarih yazıldı, dil verildi millet oluşturuldu ve Yunanistan devletinin sahibi oldu… Huzurları var mı? yok!.. AB’ye giren Yunanistan iflasın eşiğinde.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kafa tutanların sonları da açlık ve sefalet olacaktır. Tarih bunu da mutlaka not düşecektir. Saygılarımla.

Sporda Öne Çıkanlar

Siyaset Haberleri