Mustafa’ya Hasret

Mustafa’ya Hasret

Mustafa’ya Hasret

Rüştü Aydın

Son Güncelleme: 05 Eylül 2014, Cuma

Haberi Paylaşın:



12 Eylül askeri darbenin yıldönümü nedeniyle “Gözbebeğim Hikayeler” isimli kitabımdan “”Mustafa’ya Hasret” başlığı ile bir 12 Eylül hatırası öykümü sizlerle paylaşmak istedim.
O günlerde, özgürlüklerin kısıtlandığı Türkiye’de basın yasaklarını konu alan öyküdür ‘Mustafa’ya Hasret’
 
***
Mustafa’ya Hasret
Sabahın ilk saatlerinde, güneş kızıllığını gösterdiği vakit, hergün gibi radyomu açtım. Saat altı olduğunda haberleri verirdi. Saate baktım daha beş dakika vardı. O vakitlerde hiç de duymadığım kahramanlık türküleri çalıyordu radyoda. Tabi ki mehter marşıyla söylenen kahramanlık türkülerini duyunca; memnunluğun ötesinde yüzümde bir sevinç, yüreğimde bir serinlik, kalbimde bir çırpınış ve damarlarımdaki Türklük kanının her zamankinden daha hızlı aktığını hissettim. Ben de bir ara müzikle birlikte ayak oyunlarına başladım. Yerimde duramıyordum… Ta ki, annem odaya gelipte “Oğlum çayın hazır, kahvaltını ette, okuluna geç kalmayasın.” İkazını duyuncaya kadar.
Radyonun sesini biraz daha açmaya gitmiştim ki, haberlerini vermek için çalan “düüt, düüt” sesini vermeye başladı. Ayak üstü duruyordum. Az sonra haberlerin yerine; “Milli Güvenlik Konseyi’nin 1 Nolu Bildirisi” diye başlayan “Ordunun İhtilalini” duyuruyordu. O ihtilal demiyordu. Sadece “Harekat” diyordu. Her iki halde de, “Demokrasi” durmuştu.
O gün okula gidemedim. Çünkü, demokrasi yoktu, durmuştu. Demokrasi ile birlikte “Bizim Mustafa’nın” hergün getirdiği gazetemde diğer gazeteler ile birlikte kapatılmış, yayın hayatları durmuştu. Tek tesellim, diğer gazeteler ile birlikte tekrar yayın hayatına izin verileceği idi. Lakin bir müddet sonra diğer gazeteler yayınlarına başladı. Benim gazetemin ise artık yayın hayatı yoktu. Yasaklanmıştı.
“Bizim Mustafa”da gazetemin kapatılmasıyla birlikte kaybolmuş. Artık onu da göremiyordum.
Bazı şeyler insanda “tutku” olunca yokluğunda hasret çeker. Hep bekledim. O gitti gitmeye gitti de; Çayır çayır yanan yüreğime su serpecek, serinletecek milli ruhumu okşayacak, hassas milli mevzularda kükreyecek, dini-milli konularda öğretmenim olacak, yazılarını okudukça, yazarlarıyla konuşuyor gibi olmak için yeni bir gazeteyi hep bekledim. Günlük, haftalık, aylık bir çok gazete ve dergi aldım. Hiç biri onun yerini tutmadı.
Böylece yedi yıl hasret çekerek uzun bir zaman geçti. Yedi yıl zarfında; çocuğu olmayan annenin, taş bebeği avuttuğu gibi… bende günlük bir gazete ile avundum durdum.
Baharı müjdeleyici çiçekler açmıştı. Güneşli bir hava, günde çok güzeldi. Canım yürümek istedi.
Baharı müjdeleyici çiçekler açmıştı. Güneşli bir hava, günde çok güzeldi. Canım yürümek istedi. Sokağa çıktım. İnsanlar, kalabalık insanlar, huzuru-rahatı nefes nefes çeken insanlar düşündürdü beni. Bir zamanlar bu sokaklar ürkekti, ıssızdı… Neşeye, sevince hasretti. Sağolsun ordumuz, bu ürkekliği, sessizliği bozup; rahatı, refahı, huzuru geri verdi. Şimdi insanlar neşeli, refahı huzuru nefes nefes çekiyor. Ama hala benim yüreğim cayır cayır yanıyor.
Ayaklarım yürümüyor, gözlerim arıyordu.
“Bizim Mustafa bu!.. Bizim Mustafa. Otobüs durağında, niye bekliyor acaba? Koştum, koştum yetişemedim. Binmişti bile otobüse.
Oydu, tanıdım. Tanıdım onu geri gelmişti demek. Bana niye uğramadı ki? Uğrayacaktır. Mutlaka uğrayacaktır. En azından tatlı bir tebessümle “Merhaba der, hergün geleceğim” diyecektir.
Bizim Mustafa’yı görünce derinden bir nefes çektim ki, yedi yıldır yanan yüreğim adeta buz tuttu. Serinledi… Bir ferahlık. Yüzüm gülüyordu… Nasıl Gülmesin ? Bahar gelmiş, baharla birlikte “Bizim Mustafa”da gelmişti.
İşleri çoktur. Yerini biliyorum nasıl olsa… Hergün, hergün gideceğim, “Hoşgeldin canım Mustafam” diyeceğim.
 

Sporda Öne Çıkanlar

Siyaset Haberleri