Babam kendi nefsi için, beni berdel vermek istedi

Babam kendi nefsi için, beni berdel vermek istedi

Babam kendi nefsi için, beni berdel vermek istedi

Remziye Çelik

Son Güncelleme: 25 Temmuz 2017, Salı

Haberi Paylaşın:



Doğunun örümcek ağlı zihniyetlerinin kendisini yontmayan cehalet kurbanı, çok eşli, çok çocuklu bir ailenin çocuklarından birisiydim.

Babam kendi nefsi için, beni berdel vermek istedi

 

Doğunun örümcek ağlı zihniyetlerinin kendisini yontmayan cehalet kurbanı, çok eşli, çok çocuklu bir ailenin çocuklarından birisiydim.

Daha ergenliği yaşayamadan çocuk gelin olmak, namus denen kavramın iki bacak arasında olduğunun bedeli miydi?

Törenin kirli yüzüne kurban edilen on iki yaşında iken babası yaşında kocaya veren vicdansız dedemin emri ile annem, elinde bez bebeğiyle gözyaşları içinde dünya evine girmişti.

Hiç bir oynadığı oyun bu evcilik oyunu kadar canını yakmıyordu, bez bebek yerine doğurduğu çocuklarıyla evcilik oynayan annemin.

Babam ise; hovardalığıyla her gece bir başka karısının yanına giden imam nikâhlı oğlu ile gurur duyan dedemin biricik oğluydu.

Vicdan terazisini eline almayı unutan babaannem ise nasıl olsa üveydi.

Sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyen babamın yardakçısı babaannem, yakalandığı amansız hastalığın pençesinde can veren dedemin yerini almıştı.

Sözü kanundu, sözünden dönen beynine bir kurşun sıkmayı tercih ederdi.

Tepesine vurduğunda, dünya etrafında dört döndüren alkolik babamdan nefret bile edemiyorum.

On dört yaşında yeni doğum yapan annem henüz loğusaydı. Kocasının iğrenç isteklerine cevap veremediği için tonlarca dayak yiyor, itilip kalkılıyor, koca karıların elleri altında bilinçsizce tedavi ediliyordu.

Analık nedir anlayamadan, karnını nasıl doyuracağını bilmeden bebek sahibi olmak, en güzel en tatlı oyuncakla oyun oynamak mıydı?

Ne olduğunu çözememişken, bir de üzerine gelen kuma ve babam tarafından itilip kalktığı evinde hizmetçi, kapısında köle, istediği zaman da yatağında kullandığı kadındı annem.

Baba ocağına dönmek istediğinde infazı elleriyle hazır bekleten annemin babasına kimse söz geçiremezdi.

Anneannemin ayaklarına kapanan annemin, ‘” bu işkenceden beni kurtar”  diyen haykırışları hala intihar eden yaprakların gözyaşlarında saklı.

 “Sus, üzerine kuma geldiğinde rahatlarsın”  sözleri ve buna benzer cevaplar annemin yüreğine bıçak darbeleri gibi iniyordu.

O gün öğrendi ki annem, sadece kendi canına kıyarak bu hayattan kurtulabilecekti.

Baharın müjdecisiydi çiçekler, ağaçlar al duvağını takınmış ağıt yakıyordu kuşlarla birlikte.

Kanadı kırılan annemin hayatına son veren, bir ağaç dalında bağlayıp boynuna geçirdiği yağlı urgandı. Belki bir kaçış, belki hayattan vazgeçişti annemin intiharı.

Ne dizlerini döven bir annesi, nede saclarını okşayacak babası olmadı… Kaderini yaşamıştı annem bir başına.

Kendi gibi çocuk gelindi kumaları da, içlerinden bir iki tanesi henüz olgunluğa erişmişti.

“İndirin şu cansız bedeni ipten”  diyen babamın, “biri öldü, yenisi gelir” sözleri mezar taşına kazınacak en büyük öfkemdi.

Kalabalık içinde kızıl kıyamet koparıyordu açlığım, süt istiyordum, emekleyerek annemin koynuna sokuldum.

Kılı kıpırdamayan ahalinin gözlerinin önünde, süt pınarım annemin göğsünü emmeme nasıl itiraz etmemişlerdi hala bilemiyorum.

Törenizde, ölmüş bir annenin sütünü emmek haram değil miydi?

Babamın gaddar yüreği ve üvey annesinin yanında, beşikte ki bebek bir hiçti.

Çocukluğunda gördüğü zulmü fazlasıyla yaşatmak için, öz evladına düşman kesilen nemrut suratlı babam; on iki yılımı ekip biçerek, hayallerimi nadasa yatırmak gibi bir hakka sahip olabilir miydi?

Aklım erdiğinde; Annemin çektiği tüm acıları öğrendiğimde baş kaldırmayı boynumun borcu bildim.

Asi kızdı adım, dağların özgür kızıydım, hakkı aramak haklıyı savunmak, töreye meydan okumak ölmek demekti benim için, özgürlüğüm içinde direnecektim.

Belimi kırmak sesimi kesmek için fermanımı imzalayan adam;

Daha ergenliğe girmeden, gelişen vücudumu utanarak sakladığım on iki yaşımda, tanımadığım biriyle evlendirmek isteyen öz ve öz benim babamdı.

''Öz babam beni kendine berdel seçmişti'

‘’Seni kocaya veriyoruz’’ dediğinde.

Niyeti dedem yaşından birine verip, eşi ölmüş kızını kendine berdel yapmaktı.

Asın kesin öldürün ama kocaya vermeyin beni diye yalvardım.

Baba ocağından kaçışım felaketim olsa da, törenin kurbanı olmaktan daha iyidir dedim. Yıllar yılı yanlış yollardan geçerek doğru yolları öğrendim.

Onun en iyisine kötü, en kötüsüne iyi, demek için yemin etmiştim.

Saçlarıma dokunmayan elini kırmış, yüreğime sığdıramadığım sevgisini ise kara toprağa gömmüştüm.

Adını duyduğumda nefret ettiğim, özlediğimde sevgisine hasret kaldığım adam…



Bir göç var yüreğimin arka sokaklarında,

Gözlerimden düşen öksürükler tedirgin..

Etrafıma saçılmış yalnızlık, kırılıp dökülse de

Önüm, arkam, sağım- solum iliklerine kadar körebe…

 

Ne zaman özgürlüğü bir martı kanadında görsem;

İşte o mavi gökyüzü benim diyemiyorum!

‘’Seni asla affetmeyeceğim baba! ''

.''Törenin asi kızı...”



Remziye ÇELİK

20.07.2017/01/33

 

Sporda Öne Çıkanlar

Siyaset Haberleri