Modern yaşam enerjimizi sessizce tüketiyor!

Sürekli yorgunluğun geçici bir şikayet olmadığını belirten uzmanlar, yalnızca fiziksel eforla da açıklanamayacağını söylüyor.

Ulusal - 27-10-2026 17:37

Modern yaşam enerjimizi sessizce tüketiyor!

Sürekli yorgunluğun geçici bir şikayet olmadığını belirten uzmanlar, yalnızca fiziksel eforla da açıklanamayacağını söylüyor.

Stres, zihinsel yük, uyku düzensizlikleri ve beslenme hatalarının enerji düzeyini olumsuz etkileyebileceğini aktaran Dr. Selçuk Gündoğar, “Normal yorgunluk genellikle dinlenmeyle toparlanır. Kronik yorgunluk ise uzun süre devam eder, dinlenmekle yeterince geçmez, günlük yaşamı ve iş performansını bozabilir.” dedi. Tanı sürecinde kan tahlillerinin yanı sıra yaşam tarzı faktörlerinin de incelenmesinin önemine dikkat çeken Dr. Gündoğar, enerjiyi korumak için biyolojik saatin düzenlenmesi, dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, hareket ve kaliteli uykunun önemini hatırlattı. Dr. Gündoğar ayrıca, bilinçsiz vitamin ve mineral takviyesi kullanımının ciddi sağlık riskleri taşıyabileceği uyarısında bulundu.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Selçuk Gündoğar, neden sürekli yorgun hissettiğimiz ve günlük hayatta bu durumla nasıl başa çıkabileceğimiz hakkında açıklamalarda bulundu.

Sürekli yorgunluk, fiziksel ve zihinsel sorunların habercisi olabilir!

Sürekli yorgunluk hissinin, yalnızca geçici bir şikâyet olmadığını ifade eden Dr. Selçuk Gündoğar, “Hem fiziksel hem de zihinsel faktörlerin birleşiminden doğan bir klinik uyarıdır.” dedi.

Fiziksel açıdan uyku düzensizlikleri, beslenme hataları, vitamin ve mineral eksiklikleri ile kronik hastalıkların enerjimizi tüketebileceğini aktaran Dr. Gündoğar, “Zihinsel açıdan ise; stres, anksiyete, depresyon ve zihinsel tükenmişlik motivasyonu zayıflatır, odaklanmayı bozar.” diye konuştu.

Zihinsel yükler ve stres, enerjiyi tüketen yeni faktörler!

Eskisinden daha az fiziksel iş yaptığımıza işaret eden Dr. Gündoğar, “Toprağı kazmıyoruz, kilometrelerce yürümüyor, ağır yükler taşımıyoruz. Ama akşam eve geldiğimizde sanki bir maraton koşmuş gibi hissediyoruz. Sekiz saat uyuyup uyanıyoruz, sabah yine yorgunuz. Hafta sonu dinleniyoruz, pazartesi yine yorgunuz.” dedi.

Bu paradoksun bize yorgunluğun artık yalnızca fiziksel eforla açıklanamayacağını gösterdiğine dikkat çeken Dr. Gündoğar, şunları söyledi:

“Modern yaşamda zihinsel yükler, stres, ekran başında geçirilen uzun saatler ve hareketsizlik enerjimizi tüketen yeni faktörler haline geldi. Ve aslında vücudumuzun enerjisini tüketen şey bazen kaslarımız değil, zihnimizdeki açık kalan sekmelerdir. Tıpkı bir bilgisayar gibi düşünün; arkada 50 tane sekme açıkken bir yazı yazmaya çalışırsanız bilgisayar yavaşlar, ısınır ve bataryası hızla biter. İnsan zihni de böyledir. Sürekli açık kalan düşünce sekmeleri, zihinsel enerjimizi tüketir.”

İki haftadan uzun süren yorgunlukta tıbbi değerlendirme gerekiyor!

Normal yorgunluk ile tıbbi müdahale gerektiren kronik yorgunluk ayrımına değinen Dr. Selçuk Gündoğar, “Normal yorgunluk çoğunlukla; uyku düzensizliği, yoğun iş temposu veya geçici beslenme hatalarından kaynaklanır ve genellikle dinlenmeyle toparlanır. Kronik yorgunluk ise uzun süre devam eder, dinlenmekle yeterince geçmez, günlük yaşamı ve iş performansını bozabilir. Zihinsel bulanıklık, uyku bozukluğu, kas-eklem ağrıları ve dikkat dağınıklığı tabloya eşlik edebilir. Bu durumda yalnızca ‘biraz daha dinlenmeliyim’ demek yeterli değildir; tıbbi değerlendirme gerekir.” dedi.

Sürekli yorgunluğun altında bazı hastalıklar olabileceğini kaydeden Dr. Gündoğar, “En sık karşılaştığımız nedenler arasında; demir eksikliği anemisi, B12 ve D vitamini eksiklikleri, tiroid hastalıkları, insülin direnci ve diyabet, uyku apnesi, depresyon ve anksiyete yer alır. Bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların da araştırılması gerekebilir. Özellikle iki haftadan uzun süren ve dinlenmeye rağmen geçmeyen yorgunluk yakınması varsa mutlaka tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.” şeklinde konuştu.

Yorgunluğun nedenini bulmak için kan tahlili tek başına yeterli değil!

Yorgunluk şikâyetiyle başvuran bir hastada tanı sürecinin sistematik ve çok yönlü bir şekilde yürütüldüğünü dile getiren Dr. Gündoğar, “İlk basamakta ayrıntılı anamnez, sistemik muayene ve kan tahlillerine bakılır. Özellikle tam kan sayımı, demir, ferritin, B12, folik asit, D vitamini, tiroid hormonları, kan şekeri ve insülin düzeyi, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, elektrolit, mineral düzeyleri ve ayrıca gizli inflamasyonu düşündürebilecek CRP ve sedimantasyon değerlerine bakılır. Tabii ki hastanın durumuna göre bu testler daha da detaylandırılabilir.” dedi.

Sadece kan tahlilinin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Gündoğar, “Enerji düzeyimizi belirleyen yaşam tarzı faktörlerini de birlikte değerlendirmek gerekir. Çünkü günlük enerjimizi aslında tek bir şey belirlemiyor; beslenme, su, uyku, hareket, stres yönetimi ve gün ışığı bir bütün olarak çalışıyor.” açıklamasını yaptı.

Enerjiyi yönetmek için biyolojik saat doğru ayarlanmalı!

Enerjimizi nasıl yönetebileceğimiz hakkında ipuçları paylaşan Dr. Selçuk Gündoğar, “Sabah güne gün ışığıyla başlamak, biyolojik saatimizi yani sirkadiyen ritmimizi ayarlamaya yardımcı olur. Akşam ise karanlık ortamda melatonin salgımız artar ve vücudumuz uykuya hazırlanır. Beslenmede sadece ne kadar yediğimiz değil, ne yediğimiz de önemlidir. Şeker, beyaz ekmek, hamur işleri ve diğer basit karbonhidratlar kan şekerini hızlı yükseltip ardından hızlı düşürebilir. Bu durum, gün içinde enerji dalgalanmalarına ve yeniden yeme isteğine yol açabilir. Ayrıca yeterli su içmek, düzenli hareket etmek ve kaliteli uyumak bu sistemi destekler.” dedi.

Enerjiyi yükseltmenin yolu bilinçsizce kullanılan haplar değil, sağlıklı alışkanlıklardır!

Enerjinin sadece kahveyle veya daha fazla yemekle kazanılan bir şey olmadığının altını çizen Dr. Gündoğar sözlerini şöyle tamamladı:

“Enerji; biyolojik saatimizi doğru ayarlamak, doğru beslenmek, hareket etmek, yeterince su içmek, iyi uyumak ve stresi yönetmekle oluşturduğumuz günlük bir dengedir.

Ancak modern çağda sık yapılan bir yanlış var. Bu temel alışkanlıklar yerine vitamin ve gıda takviyeleri içeren ürünlerle enerji kazanabileceğimizi düşünüyoruz. İnternetten okunan bilgilere veya sosyal medya önerilerine dayanarak takviye kullanmak, en sık yapılan hatalardan biridir. ‘Ne kadar çok alırsam, o kadar sağlıklı olurum’ düşüncesi çağımızın önemli yanlış inanışlarından biridir.

Bilinçsiz vitamin ve mineral kullanımı ciddi riskler taşır. Yüksek doz alınan demir, A vitamini, D vitamini toksisiteye yol açarak karaciğer, böbrek ve kalp fonksiyonlarını bozabilir. Eksiklikler mümkün olduğunca tıbbi değerlendirme ile doğrulanmalı ve buna göre takviye edilmelidir. Enerjiyi yükseltmenin yolu bilinçsizce kullanılan haplar değil, öncelikle disiplinli ve sağlıklı alışkanlıklardır. Enerjiyi korumak, sağlığı korumaktır. Sağlığı korumak ise toplumun gücünü korumaktır.”

Günün Diğer Haberleri