Yazar Salih Özbay Yazdı

Yazar Salih Özbay Yazdı “Midye: Denizden Sofraya, Fıkıhtan Sağlığa

Gündem - 10-08-2026 14:44

Yazar Salih Özbay Yazdı

 

“Midye: Denizden Sofraya, Fıkıhtan Sağlığa

 

Deniz… Allah’ın insanlığa sunduğu büyük nimetlerden biridir. Kur’an-ı Kerîm’de denizin nimetlerine dikkat çekilir; balığından incisine, suyundan canlılarına kadar deniz, insanın rızık kapılarından biri olarak gösterilir.

 

Fakat denizden soframıza gelen her canlı hakkında İslâm âlimlerinin aynı hükme vardığını söylemek mümkün değildir. Midye de bu konuda mezhepler arasında farklı değerlendirmelerin bulunduğu deniz canlılarından biridir.

 

Kur’an-ı Kerîm’de Yüce Allah şöyle buyurur:

 

“Deniz avı ve onun yiyeceği size helâl kılındı.”(Mâide, 5/96)

 

Peygamber Efendimiz ﷺ de deniz hakkında:

 

“Denizin suyu temiz, ölüsü helâldir.”

 

buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Tahâret, 41; Tirmizî, Tahâret, 52)

 

Bu ayet ve hadis, deniz ürünlerinin hükmü konusunda temel deliller arasında yer alır. Ancak İslâm hukukçuları bu delilleri farklı biçimlerde yorumlamışlardır.

 

Hanefî mezhebinde midye neden yenmez?

 

Hanefî mezhebinde deniz hayvanları konusunda esas ölçü balıktır. Balık türleri helal kabul edilirken, balık dışındaki deniz canlıları hakkında daha sınırlayıcı bir yaklaşım benimsenmiştir.

 

Bu sebeple midye, istiridye, kalamar gibi balık dışındaki deniz canlıları Hanefî mezhebinde yenmesi caiz görülmeyen canlılar arasında değerlendirilmiştir. Fıkıh dilinde bu hüküm çoğunlukla tahrîmen mekruh şeklinde ifade edilir.

 

Burada önemli bir noktayı özellikle belirtmek gerekir:

 

Midyenin yenmemesinin sebebi “pis şeylerle beslenmesi” değildir.

 

Midye, canlı bir yumuşakçadır ve deniz suyunu süzerek plankton, mikroskobik algler ve organik parçacıklarla beslenir. Ancak beslendiği suyun içindeki bazı mikroorganizmaları ve kirleticileri de bünyesinde biriktirebilir.

 

Dolayısıyla midyenin biyolojik özellikleri ile Hanefî mezhebindeki fıkhî hükmü birbirinden ayrı değerlendirmek gerekir.

 

Diğer mezheplerde durum nedir?

 

Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde deniz ürünlerinin helalliği konusunda daha geniş bir yaklaşım vardır. Bu mezheplerde, genel olarak deniz canlılarının yenilmesi helal kabul edildiğinden midye de helal kabul edilmektedir.

 

Bu nedenle:

 

“Midye bütün İslâm âlimlerine göre haramdır.”

 

demek doğru değildir.

 

Daha doğru ifade şudur:

 

“Hanefî mezhebine göre midye yemek caiz değildir; diğer üç Sünnî mezhepte ise genel olarak helal kabul edilir.”

 

Bir de sağlık açısından bakalım

 

Midye, bulunduğu denizin kalitesinden doğrudan etkilenen bir canlıdır. Suyu filtreleyerek beslendiği için denizde bulunan bazı bakterileri, toksinleri ve ağır metalleri bünyesinde biriktirebilir.

 

Bu nedenle midyenin nereden çıkarıldığı, nasıl temizlendiği, nasıl muhafaza edildiği ve nasıl pişirildiği büyük önem taşır.

 

Burada din ile bilimin güzel bir ortak noktası vardır:

 

Din, insanın bedenini ve ruhunu korumayı; sağlık bilgisi ise insan bedenine zarar verebilecek unsurlardan sakınmayı öğretir.

 

Son söz

 

İslâm'ın sofra anlayışı yalnızca “Ne bulursam yerim” anlayışı değildir. Müslüman, rızkına bakarken helâl mi, haram mı, temiz mi, zararlı mı? diye düşünür.

 

Kur’an-ı Kerîm'in ifadesiyle:

 

“Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin...”(Bakara, 2/168)

 

Öyleyse sofraya gelen her nimet, sadece damak tadıyla değil; helâl, temiz, güvenilir ve sağlıklı olup olmadığıyla da değerlendirilmelidir.

 

Midye meselesi bize bir başka güzelliği daha hatırlatıyor:

 

İslâm'da farklı mezhep görüşlerini bilmek, birbirimizi suçlamak için değil; dinimizin zengin ilmî mirasını doğru anlamak içindir.

 

Allah bizlere helâli haramdan, doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir basiret; kazancımıza bereket, soframıza helâl ve temiz rızık nasip eylesin.Amin”

 

Salih Özbay

10/08/2026

Günün Diğer Haberleri