Yazar Salih Özbay yazdı… Vatan bayrak sevgisinin öne çıkarıldığı Sarıkamış Öyküsü… Okumanız dileğiyle.
“BİR KAR ALTINDA MEKTUP
Gece, Sarıkamış’ın üzerine sessizce çökmüştü.
Kar yağıyordu.
Öyle bir kar ki, sanki gökyüzü yeryüzüne beyaz bir kefen indiriyordu. Ağaçların dalları donmuş, yollar kaybolmuş, dağların dorukları beyaz bir sessizliğe gömülmüştü.
Mehmet, tüfeğini göğsüne bastırmış, arkadaşlarının arasında sessizce yürüyordu.
Ayaklarının altında kar gıcırdıyor, nefesi bıyıklarında buz tutuyordu.
Yanındaki Hasan titriyordu.
— Mehmet… Üşüyor musun?
Mehmet gülümsedi.
— Üşüyorum Hasan. Ama içimde öyle bir ateş var ki… Vatanı düşününce insanın içi yanıyor.
Hasan başını kaldırıp karanlığa baktı.
— Annemi düşündüm.
Mehmet sustu.
Çünkü kendi annesi de gözlerinin önüne gelmişti.
Köydeki küçük evleri…
Kapının önündeki dut ağacı…
Annesinin tandır başında yaptığı sıcak ekmek…
Ve vedalaşırken söylediği o son söz:
“Git oğul… Vatan seni çağırıyorsa, ana seni nasıl tutar?”
Mehmet o gün annesinin elini öpmüş, başını eğmişti.
Annesi onun arkasından uzun uzun bakmıştı.
Mehmet dönüp son kez el salladığında, annesinin gözlerinde yaş değil, dua görmüştü.
Şimdi Sarıkamış’ın dondurucu gecesinde o duayı hatırlıyordu.
Elini cebine attı.
Bir kâğıt parçası çıkardı.
Kalemini titreyen elleriyle tuttu.
Ve yazmaya başladı:
“Canım anam,
Bilmem bu mektup sana ulaşır mı…
Belki ulaşmaz.
Belki de bu satırları yazarken ben çok uzaklarda olurum.
Ama bil ki oğlun korkmuyor.
Çünkü arkamda senin duan, yanımda silah arkadaşlarım, önümde vatan var.
Burada kar çok.
Gece çok soğuk.
Ama insan vatanı için yürüyünce soğuğu unutuyor.
Sen bana küçükken, ‘Oğlum, insanın bir ömrü vardır; onu nasıl yaşadığı önemlidir.’ derdin.
Ben de şimdi düşünüyorum.
Eğer bu ömür vatan uğruna verilecekse, bundan daha büyük bir şeref var mıdır?
Anam…
Eğer dönemezsem üzülme.
Beni ağlayarak değil, dua ederek an.
Çünkü ben sana bir evlat olarak doğdum ama bu vatana bir asker olarak gidiyorum.
Sana söz veriyorum…
Son nefesime kadar bayrağın altında olacağım.”
Mehmet yazmayı bıraktı.
Kâğıdı katladı.
Ceketinin iç cebine koydu.
Tam o sırada uzaktan bir ses duyuldu:
— Hazır olun!
Mehmet ayağa kalktı.
Hasan onun omzuna dokundu.
— Mehmet…
— Söyle kardeşim.
— Eğer ben dönemezsem…
Mehmet susturdu onu.
— Sus! Daha döneceğiz.
Hasan gülümsedi.
— İnşallah.
Sonra iki arkadaş birbirlerine sarıldılar.
Kar yağmaya devam ediyordu.
Bir süre sonra yürümeye başladılar.
Adımlar ağırlaşıyordu.
Kar dizlerine kadar yükselmişti.
Nefes almak bile güçleşiyordu.
Ama hiçbiri geri dönmedi.
Çünkü arkalarında yalnızca bir toprak parçası yoktu.
Anneleri vardı.
Babaları vardı.
Çocukları vardı.
Camilerde ezan vardı.
Köylerinde dalgalanan bayrak vardı.
Ve yarınlara bırakacakları bir vatan vardı.
Mehmet’in adımları yavaşladı.
Bir ağacın dibinde durdu.
Hasan seslendi:
— Mehmet!
Mehmet cevap vermedi.
Hasan yanına geldi.
Mehmet karların üzerine oturmuştu.
Gözlerini kapatmıştı.
Dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm vardı.
Elini göğsünün üzerine koymuştu.
Hasan onu sarstı.
— Mehmet! Kalk kardeşim!
Cevap yoktu.
Hasan onun ceketinin iç cebinden bir kâğıt çıkardı.
Mektubu açtı.
Okudukça gözlerinden yaşlar süzüldü.
Karın üzerine düşen yaş, hemen dondu.
Hasan mektubu göğsüne bastırdı.
Başını gökyüzüne kaldırdı.
— Allah’ım… Bu mektubu annesine ulaştır.
O gece Sarıkamış yine kar altında kaldı.
Sabah olduğunda dağların eteklerinde binlerce Mehmet’in sessizliği vardı.
Kimi bir ağacın dibinde…
Kimi karların arasında…
Kimi arkadaşının omzunda…
Kimi ise elinde tuttuğu son mektubuyla yatıyordu.
Aradan yıllar geçti.
Mehmet’in annesi oğlunun dönmeyeceğini öğrendi.
Ama onun mezarının nerede olduğunu hiç bilemedi.
Her sabah kapının önündeki dut ağacına bakıp dua etti.
Ve her yıl Sarıkamış’ın karı yağdığında aynı sözü söyledi:
“Benim oğlum ölmedi.
O, bu vatanın toprağına karıştı.
Her bayrak dalgalandığında yeniden doğuyor.”
Bugün Sarıkamış’ta kar yağarken…
O karların altında yalnızca askerlerimizin bedenleri yoktur.
Bir milletin fedakârlığı vardır.
Annelerin gözyaşı vardır.
Yetim kalan çocukların sessizliği vardır.
Ve bir vatanın bağımsızlığı için yazılmış binlerce mektup vardır.
Belki de Mehmet’in mektubundaki son cümle, bütün Sarıkamış’ın vasiyetidir:
“Anam, sakın ağlama…
Ben ölmedim.
Ben vatan oldum.”
O günden beri Sarıkamış’ta kar yağar.
Ama o karın altında bir milletin sıcak kalbi atar.
Ve biz biliriz ki…
Bazı insanlar toprağa gömülür,
bazıları ise tarihe.
Sarıkamış’ın Mehmetleri tarihe gömüldü.
Bizlere ise onların emanet ettiği bir vatan kaldı.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Salih Özbay”
