Ali Kekliktepe Yazdı…

 

Çölün Ortasındaki Silüet

Genel kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddiadır: "Arap dünyası Atatürk’ü sevmiyor." Oysa sosyolojik düzlemde kitleleri tek bir potada eritmek, toplumsal dinamikleri ıskalamak demektir. Bugün Arap coğrafyasında eğitimli, seküler ve milliyetçi kesimler Mustafa Kemal’i sömürgeciliğe diz çöktüren anti-emperyalist bir kahraman olarak görürken; muhafazakar monarşiler ve din eksenli yapılar için durum farklıdır.

 

Onların dünyasındaki mesafenin ve kırılmanın kökeni, 1924’te hilafetin kaldırılmasına, harf inkılabına ve Türkiye’nin yüzünü Batı’ya dönerek attığı laikleşme adımlarına dayanır. Bu reformlar, muhafazakar Arap hafızasında "İslam dünyasından kopuş" olarak kodlanmıştır.

 

İşte bu ideolojik duruşun en somut diplomatik yansıması, Suudi krallarının Türkiye ziyaretlerinde Anıtkabir’i ziyaret etmeme kuralıdır. Resmi gerekçe Vehhabilik inancının kabir ziyaretlerine ve anıt mezarlara olan katı bakışıdır; ancak bu durum, Türk hariciyesinin ve Türk mimarlarının hafızasına millî bir refleks olarak kaydedilmiştir.

 

Tarih, bazen bu tür diplomatik mesafelere mimarinin diliyle cevap verir.

 

1980’li yıllarda Suudi yönetimi, başkent Riyad’da devasa bir "Diplomatik Bölge" kurma kararı alır. Türkiye’ye ayrılan parselde elçilik binasını tasarlama görevi ise ünlü mimar Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp’e verilir. Ancak Suudiler ve bölgeyi denetleyen Alman danışmanlar çok katı imar şartları koşar: Binalar pencerelerine kadar Arap-Nejd (çamur-kerpiç) mimarisine uymak zorundadır. Türk kültürünü yansıtacak özgün bir tasarıma adeta ket vurulur.

 

Mimar Alp ve dönemin Riyad Büyükelçisi Umut Arık, bu dayatmayı zekice bir diplomatik ve mimari manevrayla aşar. Yerel bürokrasinin engelleri, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in projeyi bizzat Kral Fahd’a imzalatmasıyla aşılır.

 

1990 yılında inşaat tamamlandığında, Riyad çöllerinin ortasında sıra dışı bir yapı yükselir. Dışa bakan pencereleri gizlenmiş, cephesi yüksek anıtsal kolonlarla örülmüş bu bina, Türk-Osmanlı motiflerini barındırsa da dışarıdan bakıldığında apaçık bir Anıtkabir silüetidir.

 

Projenin mimarı Ahmet Vefik Alp, yıllar sonra bu mimari direnişi şu sözlerle tarihe not düşecekti:

 

"Suudiler resmi ziyaretlerde Ankara'da Anıtkabir'e gitmiyorlar. Biz de Anıtkabir'in bir yavrusunu onların başkenti Riyad'a getirdik."

 

Bugün Riyad’ın kalbinde dalgalanan Türk bayrağının hemen altında, kurucu iradenin mimari manifestosu sessiz ama vakur bir şekilde duruyor. Gitmekten imtina edilen o silüet, diplomatik deha ve estetik bir başkaldırıyla bugün Suudi Arabistan’ın merkezinde Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil ediyor.