İnsanlık Düşmanı Bir İdeoloji ve Kavim:’’ Siyonizm ve İsrail’’
Bugün dünya bir bölgesel çatışmadan küresel bir çatışmaya doğru hızla akıyor.
Bu bölgesel çatışmanın fitilini ateşleyenlerin dünyanın kuruluşundan bugüne her dönemin ‘’bozguncu’’ kavmi İsrail oğullarından bahsediyorum.
Peygamberler dönemin ‘’peygamberler öldüren’’ bu lanetli kavmi, kendinden bekleneni yaptı ve modern çağ olarak adlandırdığımız şu yaşadığımız asırda ‘’vaat edilmiş topraklar’’ paranoyası ile 100 yılı aşkındır yüzbinlerce insanın kanı elinde iken son olarak İran’da bir sübyan okulunu bombalayarak 7-12 yaş aralığındaki 150’nin üzerindeki masum kız çocuğunu katletti.
Peki nedir bu ideoloji, kim çıkarmıştır ve neyi amaçlamaktadır?
Filistin’de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan bir ideoloji olarak ortaya çıkan bu faşist yapılanma aslında bir Yahudi milliyetçiliğidir.
İsterseniz bu ideolojinin tarihsel kökenine bir bakalım. Ancak şunu ayırmak gerekir.
Tarihsel köken itibarıyla Yahudilik geçmişinde şimdiki tanımıyla bir Siyonizm tanımı olmadığı gibi, her Yahudi de Siyonist değildir.
Filistin’de Yahudi devleti kurmayı amaçlayan bir siyasi milliyetçilik olarak Siyonizm, 29 Ağustos 1897’de İsviçre’nin Basel şehrinde Theodore Herzl tarafından toplanan Dünya Siyonist Kongresi ile dünya siyasal tarihinin bir parçası oldu.
Siyonist anlayışın Filistin’de bir Yahudi nüfusu yerleştirme talebini Abdülhamid çeşitli baskılara rağmen birçok defa reddetti.
Ancak birinci Dünya Savaşı devam ederken aslında ateist olan fakat Evanjelik Protestan annesinin terbiyesiyle yetişen dönemin İngiltere Başbakanı Lloyd George, “Filistin’de bir Yahudi yurdu” meselesini sahiplendi.
Savaş devam ederken 1915 yılına gelindiğinde İtilaf Devletleri aralarında yaptıkları gizli bir anlaşmayla savaştan sonra Fransa’nın itirazlarına rağmen Lloyd George, Filistin’de bir İngiliz mandası kurulmasını ve Yahudi göçünü tüm taraflara kabul ettirdi.
İki yıl sonra yani 2 Kasım 1917’ye gelindiğinde İngilizler, dünyadaki tüm Yahudilere bir bildirgeyle Filistin’e Yahudi göçü yapılabileceğini ilan etti.
Savaş bittikten sonra Osmanlı’ya dayatılan Sevr anlaşmasının da baş mimarı olan Lloyd George oradaki yerleşik Filistin nüfusunu bile zor besleyen verimsiz ve kurak Filistin topraklarının dünyanın her tarafından göç eden milyonlarca Yahudi’yi besleyemeyeceğini düşünüyordu.
Burada iki önemli konu Yahudilerin Filistin’deki mutlak varlığına altlık teşkil etti.
Birincisi, yıllarca vatansız yaşayıp toprağın kıymetini bilen Yahudiler, çorak arazide ürün verecek bir yabani buğday türünü Hermon dağı eteklerinde bulmuşlar ve bunu ıslah ederek milyonlarca Yahudi’yi besleyebilir hale getirebilme girişimine başlamış olmalarıydı. Yani yaşadıkları ve göçüp geldikleri ülkelerde fennin ve bilimin farkında olarak bunu biliyorlardı.
İkincisi ise 1917’ye gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin 1.dünya savaşından mağlup çıkacağı anlaşılınca, Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Karal Faysal’ın Filistin topraklarında Yahudilere izin vermesiydi.
Sonrası zaten bilindik bir durum. Bu tarihten sonra tüm zenginlikleriyle metastaz yapmış kanser hücresi gibi Filistin’e yerleşen Yahudiler sürekli göçlerle çoğalırlarken beraberinde zorla toprak işgalleriyle sınırlarını genişletti de genişletti. Ve 15 Mayıs 1948’ e gelindiğinde İsrail devleti ilan edildi. Bugüne gelindiğinde ise İsrail sadece bölgesi için değil dünya içinde bir sorun haline geldi.
İsrail, Siyonist ideolojisi gereğince topraklarını genişletmek amaçlı düşündüğü için yapılanması ''güvenlik konsepti'' üzerine kurulu bir devlettir. Temelinde ‘’ toprak genişlemesi’’ ideolojisini benimsediği için bu stratejisi üzerinden ‘’ askeri ve istihbaratını’’ iyi geliştirmiş bu fonksiyonlarını iyi kullanma üzerinde üzerine yapılandığı için bu günkü sınırları ile kalmayacağı ve nihai bir coğrafyasının olmayacağının bilinmesi gerekiyor.
Bununla birlikte ABD başta neredeyse tüm batı ülkeleri içinde Finans, siyaset, medya, kültür, iletişim ağı gibi tüm alanları ‘’Yahudi diasporası’’ olarak domine eden bu Siyonist yapılanma tüm alanları kontrol edebilen gücüyle ‘’zehirli sarmaşık’’ misali dur durak bilmeyen işgalleriyle sürekli nüfus yerleştirerek genişlemeyi hedef görüyor.
Bundan dolayıdır ki gerek 1967 sınırlarında iki devletli çözüme yönelik kararı gerekse benzer durumdaki BMGK kararlarını, dolayısıyla milletlerarası hukuku iğfal etmeye devam ediyor. Bugüne kadar uyduğu ve uyguladığı tek BMGK kararı mevcut değil.
Bunun nedeni bu Siyonist anlayışın geçmişteki hamisi İngiltere, bugün ise ABD, merkezi New York olan BMGK’nin aldığı kararlar öncelikle ABD süzgecinden geçerken karar İsrail aleyhinde ise veto gibi belirli mekanizmalarla yok ediliyor.
Adolf Hitler, intihar ettiği ve savaşın sona erdiği 1945 Mayıs’ına gelinceye kadar milyonlarca Yahudi’yi katletti. Üzülmek isterdim ancak bugün insanlığa yaşattıklarına şahitlik edince şu soru aklıma gelmiyor değil: '' Bir toplum geçmişte yaşadıklarını neden başkasına yaşatmak ister?''
Bu soykırım yaşanmasaydı sağ kalan her bir Yahudi'nin çocuk ve torunları ile belki dünya daha yaşanamaz hale gelecek belki bu kadim coğrafya daha büyük bir bela ile uğraşmak zorunda kalacaktı.
Birileri belki bunu sorgulayabilir ancak şu bilinmelidir ki bugün kendi yönetimlerinin zulümlerine sessiz kalan hatta destekleyen her bir Yahudi birer Siyonisttir ve böyle bir soykırımı geçmişte hak etmiş demektir.
Hitlerin temel doktrini, büyüyen Alman ırkının zaman içinde yaşadığı coğrafyanın yetmeyeceği ve sınırların değişmesi ve büyümesi gerektiği üzerine kurulu bir’’ yeni yaşam sahası’’ doktriniydi. Hitler’in “yeni yaşam sahası” doktrinini bugün terör devleti İsrail ve tetikçisi Netanyahu uyguluyor.
İsrail ve Siyonist ideolojinin durdurulması, yok edilmesi bu coğrafyadan silinmesi gerekiyor. Metastaz yapmış kanser hücresi gibi önce Filistin’i yutmaya çalışan bu soykırım şebekesinin yarın komşularına metastaz yapıp yutmayacağını kim garanti edebilir?


