Fidye Saldırısı Sonrası Kurumların %72’si Verilerin Tamamını Geri Getiremiyor
Veri ve yapay zekâ şirketi Veeam’in 2026 araştırmasına göre, fidye yazılımı saldırıları (ransomware attacks) nedeniyle verileri veya faaliyetleri etkilenen kurumların yalnızca %28’i, etkilenen verilerin tamamını geri getirebildi. Dosyaların şifrelenerek erişime kapatıldığı ve yeniden açılması karşılığında para istendiği bu siber saldırılar, şirketlerin ve kurumların kritik kayıtlarını tehdit ediyor. TÜRKKEP’e göre sözleşme, fatura ve resmi yazışmalar gibi kritik bilgi ve belgelerin, değişmezlik garantisiyle e-Saklama’da korunması, saldırı sonrasında bu kayıtlara erişimin sürdürülmesine ve belge kaybından kaynaklanan aksamaların azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Şirketlerin dijital sistemlerini hedef alan siber saldırılar, bilgi ve belgelere erişimi engelleyerek iş süreçlerinin aksamasına yol açabiliyor. Bu saldırı türlerinden biri olan fidye saldırılarında siber suçlular, dosyaları şifreleyerek kullanılmaz hale getiriyor ve yeniden erişim sağlanması karşılığında para talep ediyor.
Saldırı sonrasında bilgisayar sistemlerinin yeniden çalışması, şirketin bütün kayıtlarına yeniden ulaşılabildiği anlamına gelmiyor. Veri ve yapay zekâ şirketi Veeam’in yayımladığı 2026 Veri Güveni ve Dayanıklılığı Raporu, saldırı sonrasında verilerin geri getirilmesinde yaşanan güçlükleri ortaya koyuyor. Dünya genelinde 900’den fazla üst düzey bilgi teknolojileri, güvenlik ve risk yöneticisinin yanıtlarına dayanan araştırmaya göre, fidye saldırıları nedeniyle faaliyetleri veya verileri etkilenen kuruluşların yalnızca %28’i, etkilenen verilerinin tamamını geri getirebildiğini bildiriyor. Aynı gruptaki kuruluşların %44’ü ise etkilenen verilerinin dörtte üçünden azını geri getirebildiğini belirtiyor.
VERİYE ERİŞİM SORUNU MÜŞTERİYE DE YANSIYOR
Araştırmanın bulguları, siber olayların etkisinin bilgi teknolojileri birimiyle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Siber olay yaşayan kuruluşların %42’si müşterilerine veya hizmet sundukları kişilere yönelik hizmetlerin aksadığını, %41’i ise mali kayıp yaşadığını veya gelirlerinin etkilendiğini bildirdi.
Fidye yazılımı saldırılarının hizmetlere ve kurum bütçelerine etkisinin en bilinen örneklerinden biri, 2017’de yaşanan WannaCry saldırısı oldu. İngiltere’de yaklaşık 20 bin hastane randevusu ve ameliyatın iptal edilmesine yol açan saldırının Ulusal Sağlık Sistemi’ne (NHS) toplam maliyeti İngiltere Sağlık ve Sosyal Bakım Bakanlığı tarafından 92 milyon sterlin olarak tahmin edildi. Bu tutarın 72 milyon sterlinini, veri ve sistemlerin yeniden işler hale getirilmesine yönelik maliyetler oluşturdu.
Şirket açısından bir sözleşmeye, geçmiş işlem kaydına veya resmi yazışmaya erişilememesi; müşteri taleplerinin yanıtlanmasını, yükümlülüklerin takibini ve bir uyuşmazlıkla ilgili belgenin sunulmasını güçleştirerek şirketin hukuki ve ticari kayıp riskini artırabiliyor. Bu nedenle saldırı sonrasında sistemleri yeniden çalıştırmanın yanı sıra, süreçlerin devamı için gerekli kayıtların kullanılabilir durumda olması da büyük önem taşıyor.
KARABAY: “SİSTEMLERİN YENİDEN ÇALIŞMASI, BELGELERİN GERİ GELDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”
Veri kaybının şirketler üzerindeki etkisini değerlendiren TÜRKKEP Ürün, Pazarlama ve Yapay Zekâ Direktörü Saygın Karabay, şu ifadeleri kullandı:
“Bir şirket için sözleşme, fatura veya resmi yazışma yapılan işin, verilen taahhüdün veya doğmuş bir hakkın kaydıdır. Siber saldırının ardından bilgisayarların ve iş uygulamalarının yeniden çalışır hale gelmesi, bu kayıtların da eksiksiz olarak geri getirilebildiği anlamına gelmiyor. Teknik açıdan sistemler çalışırken, geçmiş bir sözleşmeye veya işlem belgesine ulaşılamaması nedeniyle ticari süreçlerde aksamalar yaşanabiliyor.
İş sürekliliğinin belge yönetimiyle ilişkisi tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Müşteri taleplerinin karşılanması, sözleşmeden doğan yükümlülüklerin takibi ve uyuşmazlıkla ilgili kayıtların sunulabilmesi, şirketin bilgi ve belgelerine erişilebilmesine bağlı. Kritik kayıtların saldırı öncesinde şirket sistemlerinden ayrı bir saklama ortamına aktarılması, belgeye erişim kaybının faaliyetler üzerindeki etkisini azaltabilecek önlemler arasında yer alıyor.”
“E-SAKLAMA, İŞ SÜREKLİLİĞİNİN BELGE BOYUTUNU DESTEKLİYOR”
E-Saklamanın kritik belgelerin korunmasındaki rolüne değinen Saygın Karabay, “Elektronik arşivlerde bir belgenin saklanmasının yanında, içeriğinin değişmeden korunması ve gerektiğinde güvenilir biçimde sunulabilmesi de önem taşıyor. TÜRKKEP’in e-Saklama hizmeti; KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) iletileri, e-Faturalar, e-Arşiv Faturalar, e-Defter kayıtları ve diğer elektronik belgelerin değişmezlik garantisiyle muhafaza edilmesine, bu kayıtlara sadece yetkilendirilmiş kullanıcılar tarafından erişilmesine ve gerektiğinde kolayca ibraz edilmesine imkân sağlıyor.
Şirketin kendi sistemleri saldırıdan etkilendiğinde, önceden e-Saklamaya aktarılmış kayıtlara ulaşılabilmesi; sözleşmelerin, faturaların ve geçmiş yazışmaların takibinin sürdürülmesine katkı sağlıyor. Bu katkının kapsamını, saklanan belgelerin güncelliği ve kurumun erişim yetkilerini nasıl yönettiği de belirliyor.
Biz e-Saklamayı, kurumların siber güvenlik ve yedekleme stratejilerini tamamlayan bir belge koruma hizmeti olarak da değerlendiriyoruz. Siber güvenlik sistemlerin korunmasına, yedekleme verilerin geri getirilmesine odaklanırken; e-Saklama, hukuki, ticari ve resmi kayıtların bütünlüğünü ve kullanılabilirliğini koruyarak iş sürekliliğinin belge boyutunu destekliyor” dedi.
