Faşist, İkiyüzlü ve Şarlatan…
Bu ülkede inançlı olmak inancını yaşamak hakikaten zor iş.
Yolda sokakta veya otobüste fark etmiyor nefret dili her ortamda çalışıyor.
İnsan bazı şeyleri gördükçe acaba bu ülkede bir iktidar değişikliği olsa bunların iktidarı yaşansa insanlara hele kendisinden olmayanlara bırak fikrini ifade etmesini yaşam hakkı, nefes alma hürriyeti dahi tanımayacağını düşünmeden edemiyor.
Günlerdir İmran Deniz Göktaş isimli ucuz bir Stand-up göstericisinin toplumun kutsallarıyla alay ederek kamuoyunda öne çıkma, tanınır olma ucuzluğuna kaçarak gündeme gelme çabasının bir çıktısı olarak toplumu nasıl gerdiğini konuşuyoruz.
Bu ülkede maalesef biraz öne çıkma, toplum tarafından konuşulmaya ihtiyacınız varsa bir tarafıyla toplumun değerleriyle oynamanız mümkünse alaya alarak veya hakaret ederek kolayca buna ulaşabilmeniz mümkündür. Bunun için yeteneğinizi değil ayrıştırıcı kışkırtıcı yönünüzü kullanmanız yeterlidir.
Bir kesim var ki düşünce özgürlüğünü her fikri ‘’ kendi düşünce ekseni’’ etrafında şekillenmesi gereken bir düşünce havzasına indirgediği için olsa gerek kendi düşüncesi dışındaki fikirlere tahammül edemediği için bu kesimlere dayattığı fikir zorbalığı ile düşünce alanlarına yaşam hakkı tanımama mücadelesine giriştiğini görüyoruz.
Oysa düşünce özgürlüğü, insanların sizinle aynı düşünmesi aynı dili konuşabilmesi değildir.
Burada sorun elitist despotizmin dayattığı ‘’ sorunlu ikiyüzlülük’’ tür.
Yıllar önceydi hatırlıyorum.
Sunucu Güner Ümit telefonla bağlanan bir izleyiciye meşhur olmanın hafifliği ile ‘’Kızılbaş mısınız?’’ sorusunu sorunca ülkede infiale neden olmuş meslek hayatı bitmiş bir daha televizyon ekranlarına çıkarılmamıştı.
O gün Güner Ümit’i linç edenler meslek hayatını bitirenler bugün yüce kitabımız üzerinden İslam’ın aşağılanmasını doğal görebiliyorlar.
Stand-up göstericisi Emre Günsal, 20 dakikalık sahne gösterisi için 3,5 yıl hapis cezası aldı.
Tek suçu Atatürk’ü gösterisine konu etmekti hakaret etmek değil. Ve tek bir CHP’li, muhalif kesimden tek bir kişi dahi bu duruma düşünce özgürlüğü bakış açısıyla kılını dahi kıpırdatmadı.
Bu gibi örnekler gösterdi ki mesele ‘’ özgürlük’’ meselesi değil mesele düşünce veya fikirlerin kimlerin düşünce ve fikir havzasına ne kadar uyumlu olduğu ile ilgili olduğudur.
Bu durum karşısında ‘’kutsal kitabımızı’’ alaya alıp dalga geçilmesini hoş görenler, ülkemin Cumhurbaşkanına ‘’ diktatör’’ diyecek kadar hadsizlik yapanlar, Atatürk veya Alevilikle ilgili kutsallarınıza dokunulması karşısında kimseye yaşam hakkı tanımayanlar özgürlükçü değil ancak faşist ve ikiyüzlüdürler.
Sahi mizah nedir birisi bu alanın net tanımını yapsın da bizde mizahın çerçeve alanını bilmiş olalım.
Mesela Alevi insanlarımızla dalga geçilip bu durum alaya alındığında bu bir ahlaksızlık mıdır?
Veya kutsal kitabımız alaya alındığında buna alkış tutmak bir hoşgörü meselesi midir?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret, mizah adı altında alkışlanırken Atatürk’e hakaret bir alçaklık sınırı mıdır?
Acaba mizahın sınırı, herkesin kendi fikir veya yaşam tarzının sınırı, dışa yansıması mıdır?
Herkes kendi sınırını belirler kendi sınırlarına göre kendi değerlerini önceliklendirir ve bunu mizah adı altında dayatırsa ortada ne mizah kalır ne de toplumsal ahlak…
Oysa her kesimden insanımız kendi kutsalına değer yüklerken başkalarının değerlerini aşağılamak yerine ‘’ ortak değerlerimize ortak saygıyı’’ esas alırsa ortada ne ortak bir sorun kalır ne de birbirimizi incitecek bir provokasyon alanı…
Mizah, sonuç olarak kendi mecrasında herkesin ortaklaşa alkış tuttuğu gerçek kimliğine ulaşır.