Vizyon Üşümesi…
Zaman zaman yazar ve hep söylerim.
Öyle başarı hikayelerimiz var ki bunlardan hiç bahsedilmez, bahsedilmedi.
Kulağımıza fısıldanan hikayeler ise hep başkalarının hikayeleri bize ait olanlara gelince alaya alınmış hep küçümsenmiş, küçük görülmüş, değersizleştirilmiş şeylerdi.
Örneğin Dr. Vahit Nevhiz Işıl’ı duydunuz mu?
Böyle bir değeri tanıyan kaç kişiyiz?
Duymamış olmanız normal, zira Dr. Vahit Nevhiz Işıl gibi nice benzer bilim adamı ve müteşebbis ‘’ eski devlet(!)’’ hafızası ile bilimin ve tarihin tozlu sayfalarına hapsedilirken, kim bilir hangi vesayet odağının çıkarına çomak sokmuş ki çabaları ve başarıları kısa ömürlerine sığmayan olağanüstü hikayesi bize aktarılmadan unutturulmaya çalışılmış.
Biraz bahsedeyim, bu mümtaz şahsiyetten… Akademik kimliğine gelince bir kimya doktoru… Kimya doktoru olmanın ötesinde büyük işler becermiş bir bilim adamı ve yerli bir müteşebbis…
Yıl: 7 Ağustos 1955
Hürriyet gazetesi bir haberi kupür başlığı olarak şöyle vermektedir; ‘’ Bir Türk müteşebbisi yerli radyo yapıyor.’’
Haberin kısa detayı da şu: ‘’ Bir Türk kimyacı kurduğu radyo fabrikasında seri olarak ürettiği radyoyu dışarıdan yüzde 50 daha ucuz fiyatla satmaktadır. Bobinler, transformatörler, kutular, şasiler, bazı rezistanslar, düğme, vb. gibi bakalit malzeme tamamen Türkiye’de üretilmekte, hoparlör gibi ayrı bir sanayi gerektiren parçalar Almanya’dan ithal edilmektedir.’’
Peki kimdir bu Dr. Vahit Nevhiz Işıl…
1913’te İstanbul’da doğmuş. Almanya Münih’te Kimya Fakültesini bitirmiş. Burada doktorasını tamamlamış.
Ülkenin en kötü döneminde oradaki olağanüstü güzel ardına bakmadan ülkesine, Türkiye’ye dönmüş. 1951 yılında Türkiye’nin ilk radyosu ‘’ NEVTRON’u’’ üretmiş.
Şimdi muhtemelen şunu diyeceksiniz. Almanya’da eğitim görmüş biri olarak Alman gibi başlamış Alman gibi mi bitirmiş, yoksa Alman gibi başlayıp, Türk gibi mi bitirmiş?
Bu söz Alman disiplinini tanımlarken, bu söze bir ilave yapılmış. ‘’ Alman gibi başlayıp, Türk gibi bitirme,’’ klişesi…
Yani bir disiplinle başlayıp, devam ettirememe, yarım bırakma anlamında bir terim…
Bu söz artık bugün tedavülden kalmış, raf ömrünü tüketmiş bir anlayış olarak belki bazen haklı olmakla birlikte genel olarak bu milleti aşağılamak için kullanıldığını ispat edercesine Dr. Vahit Nevhiz Işıl, bu çabayı Türk gibi başlamış Türk gibi bitirmiş.
Bu hikâyede Türk gibi düşünmeyen, Türk gibi davranmayan tek aktör dönemin o köhne ‘’ devlet’’ anlayışı.
Buraya dikkat çekmek istiyorum. Zira radyoyu kurgulamış, hatta radyo fabrikası kurmuş, seri üretime geçmiş, radyoyla yetinmemiş, Alman menşeili SABA ve SİEMENS’le ortak üretim planlanmış, 1983 yılında Türkiye’nin ilk renkli televizyonunu ‘’SABA‘’ televizyonunu üretmiş.
Ancak devlete yani ‘’ ithalata’’ mağlup olmuş. Devlet tarafından desteklenmediği gibi önü açılmamış.
Tıpkı, Nuri Demirağ’ın ilk yerli otomobil ‘’ Devrim’’ i üretip, otomobil fabrikası kurup, seri üretime geçip, ihraç düzeyine geldikten sonra desteklenmediği gibi…
Vecihi Hürkuş’un ‘’ uçak fabrikası’’, Nuri Killigil’in ‘’ silah fabrikasını’’ kurduktan sonra bir gece ansızın çıkan, kim tarafından çıkarıldığı hala bile belli olmayan bir yangında o kadar emek ve sermayenin kül olmasını gibi…
Belli ki belli çıkar odaklarına ithalatla büyük paralar kazanan büyük sermaye sahiplerine boyun eğen dönemin devlet yöneticilerinin kısaca bu gibi önemli girişimlerin ‘’ devlet marifetiyle’’ nasıl yok edildiğini bugün son yıllarda birçok alanda katettiğimiz mesafeyi görünce daha iyi anlıyoruz.
Beni bugün en fazla üzen ise; radyo, uçak, silah teknolojisini ilerletseydik, bugün ülke olarak çok daha ileri seviyede çok daha farklı kategoride yer alıyor olacaktık.
Radyo teknolojisini geliştirseydik, radar, hava savunma sistemleri hatta mobil telefonların üretiminde öncü ülke olarak, bugün ABD başta batının ve Çin gibi dev teknoloji toplumlarının çok önünde olacaktık.
Uçak fabrikamızı daha o zaman geliştirmiş olsaydık, bugün ABD tarafından bizim de içinde olduğumuz ortaklıklar tarafından üretilen F-35’lerin çok daha iyisini, üstelik görünmez uçak teknolojisini biz üretiyor olabilirdik.
Veya silah fabrikamızı dahada geliştirerek bugün yüzde 85’lere ulaşan kapasitemizi yarım asır önce tamamlamış dışa bağımlılığımızı sıfırlamış olacak savunma sanayinde dünyaya her türlü silahı ihraç edebilen ülkeler arasında olacaktık.
Kısaca o günkü devlet aklı teknolojik büyümeye ve gelişmeyi ya farklı algıladı ya da dünyadaki yerleşik düzenin içimizdeki temsilcisi sermaye sahipleri her köşe başını tutan içimizdeki uzantıları buna izin vermedi.
Buna bir de ‘’vizyon üşümesi’’ yaşayan geçmişin silik devlet anlayışının pısırık devlet yöneticilerinin uzağı göremeyen veya buna gerek görmeyen basiretsizlikleri eklenince hedefe ulaşma çabası maalesef hep güdük oğlu güdük kaldı.