Herşey Çok Güzel Olacak…
Muhalif kafayı kullanmak birazcık akıllı ve uyanıksan gerçekten hem kolay hem de konforlu bir alan…
Ne isteseniz neyi murat etseniz kara delik gibi içine alan kabullenen bir kitleyi düşünün…
En büyük en vaz geçilmez sebepleri Erdoğan nefreti…
Bu nefret öyle büyütülmüş öyle olgunlaştırılmış öylesine bir seviyeye getirilmiş ki bu kitleye neyi isteseniz koşulsuz yapıyor.
Mesela arkanıza yaslanıp zihninizde nefrete kodlanmış düşmanlığa kolonlanmış bir topluluk hayal edin…
Böyle bir topluluğa neyi isterseniz yaptırabilirsiniz.
Zira sorgulama yok muhakeme yok idrak yok sadece her daim yaşatılan hayal kırıklıkları var…
Hayal kırıklıkları olsa da her daim bir zombi misali ne isterseniz neyi talep ederseniz edin itiraz etmiyor.
İşin enteresan tarafı bu kitleyi oluşturanlar ağırlıklı olarak; kendisini iktidar cenahı karşısında farklı bir eşikte konumlandırmış sözde okumuş, ekonomisi düzgün bir kitle…
En vahimi de düşünen insanlar gördüğümüz entelektüel olarak yere göğe sığdıramadığımız sanatçısından siyasetçisine; akademisyeninden yazarına ağırlıklı olarak bu kesimi oluşturuyor.
Peki nefretin büyüyüp gelişmesinde Erdoğan’ın suçu ne derseniz?
Değer ve kültüründen iğrenen batı özentisi içindeki kimi monşerler için tutuculuğu…
Maneviyatı hayatının bir tarafına yerleştiremeyen kimi sekülerler için dindarlığı…
Kendi varlığını sıradan vatandaşın üstünde gören kimi elit veya seçkinler için, varoş kimliği…
Kendisinden başkası için işe yaramayan kimisi içinse çeyrek asırlık iktidarı karşısında hep aynı yüzü görmenin getirdiği görüntü aşinalığı…
İlk üç özelliğine karşıtlığı belki anlarım.
Zira insanların hayata bakış açıları kendi yaşam tarzları dünyaya bakış açıları bakımından kişi, kendine uyumsuz gördüğü kişiyi veya siyasetçiyi dışlama refleksine kapı aralayabilir. Kendi düşünce felsefesi izdüşümünde bir siyasetçi figürünü veya iktidarı isteyebilir.
Ülkeye ne kazandırdığına bakılmaksızın bunu belki anlarım…
Anlayamadığım, idrak edemediğimiz şey ise bir insan bir siyasetçi yaklaşık 25 yıldır iktidarda diye iktidara gelecek siyasi parti ve liderinin ülkeyi ne kazandırıp ne kazandırmayacağına bakmaksızın ‘’ artık aynı yüzü görmek istemiyorum’’ düşüncesiyle sadece bu sığ siyasi eleştiri ve nefretini anlayamıyorum.
Maalesef bu durum, muhalefet siyasetçilerinin her seçim verdikleri umut karşılığında her seçimde yaşadıkları ruhsal travma ‘’Erdoğan’ı indirememenin’’ getirdiği hayal kırıklıkları da düşünüldüğünde bu ruhsal çöküntü ile ‘’ şizofren’’ bir duruma gelmesinin belki gerekçesi olabilir.
Konuyu nereye getireceksin derseniz…
Son bir haftadır ‘’ AHBAP’’ derneği üzerinden Haluk Levent’in; dernek paralarını kendi kişisel borç ve harcamaları için kullandığı gerekçesiyle göz altına alınması ve derneğin statüsünü konuşuyoruz.
Daha dün gibi hatırlıyoruz.
6 Şubat 2023’te 11 ili etkileyen 14 milyon vatandaşımızı evinden barkından eden asrın depreminde 53 bin insanımızı kaybettik. Bu tür büyük afetler insanın en hassas olduğu turnusol zamanları içerirken aynı zamanda bu anlar uyanık ve şarlatanlar için duyguların istismar edildiği riskin fırsata dönüştüğü en karlı zamanlardır.
Hele iktidara muhalifseniz, iktidara alternatif paralel oluşum veya yapılar geliştirmişseniz hele hele öne çıkmış, toplumda bir karşılık oluşturmuş bir geçmişiniz varsa her şey artık sizin için artık fırsat penceresidir.
Kitle olarak devleti yöneten iktidar partisine karşı varınızı yoğunuzu verir devleti zafiyete uğratarak iktidarı itibarsızlaştırmak adına elinizden gelen her şeyi yaparsınız.
Deprem bölgesinde Kızılay gibi yüzlerce yıllık bir kurumu birkaç çadır sattı diye yerin dibine sokar, her türlü afette canhıraş çalışan AFAD’ı yerden yere vurursunuz. Olmadı bu köklü kurumlara alternatif gördüğünüz AHBAP gibi oluşumları da göklere çıkartır yere göğe sığdıramazsınız.
Bir zaman sonra işin içinden bir yolsuzluk usulsüzlük ortaya çıkar, bin pişman olursunuz. Ancak bu pişmanlık Erdoğan nefretinizin önüne geçemez.
Tüm yaşananlara rağmen daha 15 ay önce İstanbul nimet nimet diyerek 20 milyonluk koca bir şehri kendi çıkar hesaplarına kurban eden İmamoğlu için AHBAP’a duyduğunuz pişmanlığı duymazsınız.
Gelinen noktada birisi insan duygusallığını kullanarak vatandaşın parasını hiç etmiş olması iddiasıyla diğeri müteahhitleri ruhsat, iskân gibi mecburiyetlere zorlayarak, iller bankasından vatandaşa kullanması için gönderilen paraları, vatandaştan alınan harç ve vergileri usulsüz ihalelerle değeri üzerinde yüksek tutarlı faturalar kestirerek hiç etmiş olması iddiasıyla yargılanıyor.
Netice de ikisi de vatandaşın parası…
Farkı, birisi sanatçı birisi siyasetçi. Birisi feda edilebilir diğeri asla, birisinin kaybı çok bir şey ifade etmezken diğerinin kaybı -her ne kadar diploma usulsüzlüğü nedeniyle umut vermekten uzaklaşmış olsa da- 25 yıllık nefreti söndürecek itfaiye arazözü işlevi görecek olması...
Gerçekten birazcık ülke gelecek kaygısı olmayanlar için son yıllarda muhalefet özellikle de ana muhalefet tarafında yer almak konforlu ve karlı bir iş…
Zira sorgulayan yok, hesap soran yok, takip eden yok…
Sonuçta muhalifsen ağzın biraz laf yapıyorsa, hele de varını yoğunu her şeyini feda edecek bir nefret kitlen varsa...
Sloganın şu olmalı; ''Herşey çok güzel olacak...''
