Ezberci Kuşaktan Düşünen Kuşağa ve PISA…
Bizim kuşağın çocukları farklı bir eğitim sistemiyle büyüdü.
Bizim kuşak derken 80’lerin o ezberci kuşağından...
Çoğunlukla okuduğunu anlamayan, yorum yapamayan, fikir üretemeyen dolayısıyla herhangi bir konuya yönelik herhangi fikri olmayan bir kuşaktan bahsediyorum.
Çoktan seçmeli sınavlarda şıklar arasından doğruyu bulmak için şans faktörünü sığınak yaptığımız, başarıyı şıklara bağladığımız bir eğitim sisteminden/sistemsizliğinden bahsediyorum.
Dolayısıyla gelinen noktada on yıllar boyunca bırakın dünyayı, ülkesini dahi yorumlayamayan, düşünmeyen/düşünemeyen dünya ve ülke konjonktürü ile ilgili fikri olmayan bir gençlik yetiştirdik.
Hep başkalarının özellikle Avrupa, başta batının eğitim sistemine gıpta ettik.
Koca koca milli eğitim bakanları geçti bu ülkeden ancak hiçbirinin kendine dünya bu işi nasıl beceriyor sorusunu sorup bu soruya cevap arama, çözüm bulma çabasının niçin göz ardı edildiğini sorgulamadan edemiyor insan…
Her kayıp bir şekilde telafi edilebilir ancak iyi yetiştiremediğiniz bir neslin kaybı telafi edilemez. Zira çocuklarınıza nasıl davrandığınız neyi verdiğiniz gelecekte nasıl bir ülke hayal ettiğinizin de ip uçlarını verir.
Ülkenizin geleceğine yönelik güçlü bir nesil inşa etmek istiyorsanız buna eğitim sisteminizle ete kemiğe büründüreceğiniz; okuduğunu anlayan, yorumlayan, sorgulayan bir nesille inşa etmeniz gerekeceği ortadadır.
Buradan şuraya geleceğim.
Dünyadaki 81 ülke ve sonradan katılan 10 ülke ile 91 ülkenin katılım sağladığı 2025 PISA sonuçları açıklandı.
PISA, dünya genelinde 15 yaş grubu öğrencilerin ülkelerin toplumsal ve ekonomik yaşama tam katılımı için gerekli bilgi ve becerileri ne ölçüde edindiklerini değerlendiren dünyanın en kapsamlı uluslararası karşılaştırmalı öğrenci araştırmasıdır.
Sonuçlar, 15 yaş grubu öğrencilerin bilgi ve becerilerine yönelik bir görünüm sunmanın yanında eğitim sisteminin geneline yönelik değerlendirmeler için sınırlılık taşıdığını bilmek gerekmekle birlikte eğitim sisteminin geleceğine yönelik önemli ayak izleri taşıyacağını bilmek gerekiyor.
Türkiye’den 56 ildeki 203 okuldan 7 bin 702 öğrenci ile toplamda 760 bini aşkın 15 yaş grubu öğrenciler arasında yapılan değerlendirme sonucuna göre Türkiye’nin fen alanında 15 sıra, matematikte 11 sıra ve okuma alanında 18 sıra birden yükselerek, OECD ülkeleri arasında her üç alanda birden performansını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artıran tek ülke olmuştur.
Dolayısıyla PISA 2025, ülkemiz için önemli bulgular sağlamakla birlikte bu verilerin ulusal düzeyde izleme ve değerlendirme çalışmalarıyla bütünleşik biçimde ele alınması gerekmekle birlikte PISA sonuçlarının, küresel çerçeveye oturtulduğunda, Türkiye’nin eğitim sistemine özgü dinamiklerini daha ayrıntılı biçimde yorumlama imkânını doğurmaktadır.
Bu başarı potansiyelinin elde edilmesinde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ''Türkiye Yüzyılı Maarif Model’inin'' katkısının önemli payı olduğunu düşünmek gerekiyor.
Zira Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli bu yeni eğitim sistemi olarak öğrenciyi; zihinsel, sosyal, duygusal, ahlaki ve fiziksel yönleriyle bir bütün olarak geliştirmeyi amaçlayan beceri temelli ve bütüncül bir eğitim modeli’’ olarak tanımladığı için bu başarıdaki katkısı yadsınamayacak kadar önemli olduğunu düşünenlerdenim.
Ayrıca bu eğitim modelini, öğrenciyi yalnızca bilgiyle donatılan bir birey olarak değil; değerlerine sahip, düşünebilen, üretebilen ve erdemli bir insan olarak yetiştirmeyi hedeflerken “maziden atiye” anlayışı ve tarih yetimi olmayan geçmişimizle, geçmişten geleceğe köprü kuran, millî ve manevi değerleri sahiplenen, çağın dayattığı dijital ve akademik becerileri de merkeze alan bir sistem olarak da tanımlamak mümkündür.
Sonuç olarak burada önemli olan şey, yapay zekânın kolaylaştırırken düşündürmeyen zihinleri körelten özelliğine kapılmamak, başarılarımızı ya çok abartmadan ya da her durumda yerin dibine sokmadan sahip çıkmaktır.
Hatta daha önemlisi bu başarıyı tüm yaş gruplarına yayarak sürdürülebilir kılmak daha ileriye taşımaktır.
Bu ülkede eğitim sistemi ile birlikte ihtiyaca göre sınırlandırılmış öğretmenlik mesleğinin, günün birinde tıp fakültelerine rağbet edilecek kadar rekabet unsuru olması ve önemli hale gelmesi, tıp fakültelerine giriş puanı kadar puana ihtiyaç duyması halinde eğitim sistemimizde birçok şeyin değişeceğinin ve asıl başarının bundan sonra yakalanacağını düşünüyorum.